yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yayın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2019 Cumartesi

İpekli Mendil'den Kâğıt Mendil'e


Yaşam sürprizlerle doludur. Nerede, ne zaman, ne olacağını bilemezsiniz. Öyküler de, bu bilinmezliğin sağladığı zenginliğin en ince ayrıntılarını yansıtırlar.

"Öykümüzde Nesneler, Karakterler, Mekânlar ve Daha Fazlası" açıklamasıyla yayımlanan "İpekli Mendil" (1) kitabını duyduğumda aklımdan ilk geçen "Ne olağanüstü, ne değerli bir kaynak olmuştur öykümüzün tarihine açılan bu kapı" düşüncesi oldu.

Sonra "Bir öykü senfonisi olmalı bu" dedim. "Öykünün notalarını seçmiş, derlemiş olmalı."

İnsana, yaşama, geleceğe değer veren herkes, yaşamında öykünün yeri ne olursa olsun bu kitabı okumalıydı. Kendine ve yaşamı zenginleştiren öykülere bir şans vermek için. Müziğin notalarının iki ya da üç harfle adlandırılan mekanik sesler olmaması gibi, öykünün notalarının da alfabedeki yirmi dokuz harften oluşmadığını anlamak için.

İnsanı ve yaşamı sevenler için büyük bir hazinenin kapağını açabilirdi bu başlık altında birleşmiş sözler ve imgeler. Belki kitapta yer alan alıntılar yeni notalar yaratabilir, bunlarla yeni ezgilere, büyük senfonilere gidecek yollar açılabilirdi.

Böylece öykünün zengin dünyasının kapısını aralayan ipekli mendille buluştum. Yazarların bıraktığı izlerle gurur duydum. Öykülerdeki incelikle yaşamın acımasızlığı arasındaki uçurumu görüp hatırlayınca içim bir kez daha sızladı. Ama yaşamın inceliklerle örülmesinde sözcüklerle dokunan öykülerin büyük katkıları olabileceğine de inandım.

....

İpekli Mendil, yaşama ve öykülerine sevgisi ve saygısı olan herkesin tekrar tekrar okuyabileceği, daha önce tanışmadığı, ya da tanışmış olsa da geçmişte bıraktığı öykücülerin ve öykülerin peşinden yeni yolculuklara çıkabileceği, gerektiğinde bir referans olarak başvurabileceği, boş sayfalar ekleyip kendi öykücülerinden alıntılarla genişletebileceği değerli bir çalışma olmuş.

Kitap sözlük düzeninde hazırlanmış. "Nesneler, Karakterler, Mekânlar ve Daha Fazlası" başlıklarına alfabetik olarak ulaşılabiliyor. Sondaki dizin yazar adına göre hazırlanmış. Bulunması gerektiğini düşündüğünüz bir yazarın olup olmadığını hemen görebiliyorsunuz.

Sözlük yerine bir tanıtımlar ve alıntılar yaklaşımı benimsense, okunabilirlik açısından farklı sıralamalar, dönem tür duruş akım bölge gibi ayrımlarla yapılacak gruplamalar da düşünülebilirdi. Belki böylesi bir biçimle ölçülebilir olanın katlanılmaz nesnelliğinden öyküce bir kopup uzaklaşma sağlanabilir, öykülerin gizli yüzlerine, yağmur sonrası yapraklarda asılı kalıp doğayı anlatan, öyküyü öykü yapan küçük damlalara daha dolaysız ulaşılabilirdi.

....

Kitapta 1844-1912 arasında yaşamış Ahmet Mithat Efendi de, 1862-1893 arasında yaşamış Nabizâde Nâzım da, 1860-1936 arasında yaşamış Samipaşazade Sezai de, 1982 doğumlu Gökçe Parlakyıldız da, 1987 doğumlu Gökhan Yılmaz da yer almış. Aşağıdaki sınırlı liste ve kitaptan yapılmış bazı alıntılar içerikle ilgili bir düşünce oluşturabilir:


Yazar
Doğum
Ölüm
Madde
Öykü
Yayın
Bir Alıntı
Sabahattin Ali
1907
1948
Şemsiye
Arabalar Beş Kuruşa
Kağnı Ses Esirler
.... bir çocuk ....ne zaman öğrenir insan olmayı?
Oğuz Atay
1934
1977
Tavan Arası
Unutulan
Korkuyu Beklerken
Eyvah! :Böcekler beynini yemişlerdi, en yumuşak tarafını
Kerime Nadir
1917
1984
İpek Çiçekleri
Suçlu
Suçlu
Nizamlı, intizamlı hayatlar yaşamaya mahkum edilmiş kadınların ıstırabı …
Cevdet Kudret
1907
1992
Jurnal
Kulak
Sokak
eskisini zamanın ihtiyaçlarına göre yenilemek
Vüs'at O Bener
1922
2005
Dayıoğlu
Nine
Kapan
Dayıoğlu serçelerin kafalarını koparır, göğüslerini yarar, yüreklerini yer çiğ çiğ.
Leyla Erbil
1931
2013
Tarih
Kutsal Aile
Hallaç
Gözlerin ve avurtların yerine oyulmuş dört iri çukurdur nine.
Ferit Edgü
1936

Yılan
Yılan
Doğu Öyküleri
Kır gezintimiz sırasında, o kova yılan babamı sokup öldürdü. Böylece kabilenin başına ben geçtim.
Osman Şahin
1940

Irgat
Beyaz Öküz
Büyümenin Türkçe Tarihi (Murathan Mungan)
Irgattır Keto, Cercis Ağa için terini akıtır. O, aldıkları nefes dahil her şeyin sahibidir.
Nursel Duruel
1941

Fiş
03 Nöbeti
Geyikler, Annem ve Almanya
Ben, bana da zaman bırakacak, beni bir anten parçasına, bir fişe dönüştürmeyecek bir iş sahibi olmak için okumak istiyorum.
Işıl Özgentürk
1948

Üvey
Musa'nın Yedi Taşı
Derdim Yeter, Sakin Ol
Şu yedi taşı bir üst üste koyabilse, düğün olacaktı,
Özcan Karabulut
1958

Sınır
Rojda
Aşkın Halleri
.... yaşımın, annesiyle arkadaşlığımın çizdiği sınırlar ....
Yıldız Ramazanoğlu
1958

Özür
At Hikayesi
Angelika
Yazmaya yeltenen bir kadın işe özür dileyerek başlamalıdır her şeyden önce.
Attila Şenkon
1962

Kaçış
Ten Yükü
Ten Yükü
Roman kahramanı, yazara bıraktığı bir notla var olduğu hikayeyi terk edebilir mi?
Gönül Kıvılcım
1963

Kuyu
Yasak Ülke
Bir Dersim Hikayesi (Murathan Mungan)
Murathan Mungan'ın dediği gibi, “Kendisi farkında olsun ya da olmasın bu ülkede herkesin bir Dersim hikayesi vardır.”
Nilüfer Açıkalın
1967

Mezarlık
Düşük
Yoldan Çıkmış Ölüler
Beklenmedik bir anda işini bitiren kiralık katil gibidir düşüncede biriken korku.
Mine Söğüt
1968

Kadınadam
Madam Arthur Bey
Deli Kadın Hikayeleri
Üslup önemliydi. …. bir kişinin elinden çıktığı izlenimi uyandırmalıydı ....
Yavuz Ekinci
1979

Silah
Silah
Sırtımdaki Ölüler
.... oğluyla fotoğrafında tanışmış babaların yaşadığı o coğrafya ....

Çok daha fazlası, dünyanın ve edebiyatın neresinde olursa olsun yaşamla ilgisi kopmamış herkes için bir başucu kitabı olabilecek İpekli Mendil'in sayfalarında ve sonundaki yirmi beş sayfalık yazar bilgileri, madde başlığı, öykü ve kaynak yayın listesinde bulunabilir.

....

Yazarın yüzü sözcüklerle betimlenebilir, gösterilebilir mi? Tanıdığımız birinin fotoğrafına baktığımızda tüm ayrıntıları hatırlayarak onunla eşleştirmemiz gibi, bir yazarın da kısa bir metinde edebiyat fotoğrafı çekilip paylaşılabilir mi?

Öyküleri öykü yapan nedir? Bazen tek bir sözcük, bazen öykünün tümü, bazen satırların arasına gizlenip okurla oynamayı bekleyen yazılmamış ışıklar mıdır?

Öyküyü öykü yapan her neyse, iyi bir öykünün ardından büyülü sözcükler gizemli bir düzenle asılı kalır boşlukta. Yağmur sonrası ince dallar ve yapraklarda parlayan su damlacıkları gibi.

Yazarı o yazar yapan neyse, bunlar yansıtılabilir mi kitap arkası gibi kısacık yazılar ve alıntılarla?

Yaşamı hep savunacak gücü bulabilir mi sanatçı? Bazen çok ağır bedeller yüklemez mi bu uğraş? Gerçeğin acımasızlığıyla arasındaki uçurum büyüdükçe ona tek bir son seçenek kalmaz mı?

Özgürlük üzerine kaç öykü yazılmıştır, yazılacaktır?

Olağanüstü güzellikleri yaratabilecek güçte olan insan ihanet etmese yaşamı evrenin en güzel şiirlerinden biri olur muydu?

....

Sanatçının yaşamı savunma sorumluluğu var mıdır? Bu uğraşı ona çok ağır bedeller ödetse de, sonu sıkışmışlık ve tükenmişlikle büyümüş bir yalnızlığın denizinde boğulmak olsa da, hep yaşamı savunmanın bir yolunu bulmalı mıdır? Ahmet Cemal, "Dosyası Çabuk Kapatılan Bir Ölüm Olayı" için bir soruşturma açmalı mıdır?

Bir öykünün anlattıkları mıdır, anlatmadıkları mıdır önemli olan? Sözcüklerle çizilen resimlerin yakan bir parlaklıkla çarpması mı, sessiz bir derinlikle her yanı sarması mıdır? Bir kuşun önüne yaprak gelince, yaprağın rengi sarıysa ne olur? Şükran Farımaz'ın "kaleminin ucundaki alevler" büyür, "tutuşan bir öfke yavaşça ateş alır" mı? Yazar "benzersiz bir bahçe"yi "öyküyü baştan sona parçalayıp" mı açar, "iç kırıklıklarına, Sevim Burak'a, Marquez'in Kırmızı Pazartesi'sine" yeniden söz vererek mi? Sarıyaprakkuşu nerede yaşar?

Ferit Edgü'nün Yılan'ını anlatmak için "Hatırlarım, güzel, güneşli bir gündü. Kır gezintimiz sırasında, o koca yılan babamı sokup öldürdü. Böylece kabilenin başına ben geçtim" yeter mi?

Bir de "Sonsöz" gerekir miydi İpekli Mendil için, yoksa kitapta buluşan öykülerin konuşmaları bir sessizlikle mi bitmeliydi?

....

İpekli Mendil, tanıtım etkinlikleri ve basında yazılanlarla belirli bir etki yaratmış. Günümüzün yeni
olanakları da kullanılmış. Yayımlanan tüm yeni kitaplar gibi, İpekli Mendil'le ilgili bilgilere, tanıtım yazı ve söyleşilerine hemen ulaşılabiliyor. (2, 3, 4, 5, 6, 7) Kitapta yer alan bir öykücünün sevincine bile rastlanabiliyor. (8) Gelişmeler İnternet sayfalarından izlenebiliyor. (9, 10, 11)

Öykü yıllıkları, önceki yıla ışık tutuyor, izler getiriyor. (12, 13) İpekli Mendil ise öykünün uzaklara
uzanan geçmişine de bir pencere açmış.

Kitabın tanıtım bülteninde aşağıdaki bölümler yer alıyor.

"Bir öykü sözlüğü yapmak istiyorum, öykümüzün nesnelerini, renklerini, kavramlarını, anlarını, karakterlerini maddeleştiren bir sözlük olacak bu."

"Yekta Kopan'ın Eşik Cini dergisinde başlayıp işinin ehli bir ekiple, uzun uğraşlar neticesinde genişlettiği bir çalışma İpekli Mendil. Tanzimat döneminden bugünün genç yazarlarına yüzlerce ismi, öykülerinden alıntılanmış maddeler çerçevesinde, sözlükçü titizliğiyle bir araya getiriyor. Tanıdığımız isimlere yeni bir gözle bakmamızı sağlarken gözden kaçırdığımıza hayıflanacağımız eski ustalarla tanıştırıyor ve nihayet bugünün genç ustalarını bize takdim ediyor. İpekli Mendil, Türkçe öykünün gelişim serüvenini, yüzyıllar içinde değişen çehresini, değişmeyen dertlerini 300 farklı öykücüden örneklerle gösteren bir başucu kitabı."

Eray Ak, Yekta Kopan'ın sunuşundan bir alıntı yapıyor:

"Ortaokuldaydım. On üç ya da on dört yaşında. Kısacık bir öykü okudum. Her satırında öykünün bana sunduğu dünyada bir adım daha ilerleyerek, her satırında biraz daha heyecanlanarak, her satırında yazıdan oluşmuş bir evrende nefes almanın güzelliğine hayran olarak. Son iki paragrafa geldiğimde çoktan bir yumruk oturmuştu boğazıma. Derken o satırlar çıktı karşıma...

Ölmek üzereydi. Sımsıkı kapalı yumruğunu kapıcı açtı. Bu avucun içinden bir ipekli mendil su gibi fışkırdı.

Sonraki paragrafa geçmeden durdum, bir daha okudum bu satırları. Neredeyse benimle yaşıt bir hırsızın, sevdalısına söz verdiği ipekli mendil uğruna ölüme düştüğü sahnenin hüznünden daha güçlü bir duygu sarmıştı beni. İpekli mendilin, o çelimsiz avuçtan 'su gibi fışkırmasına' vurulup kalmıştım."

Aylarca okuyarak bu özgün çalışmayı hazırlayan ekipte Ayçin İnci, Betül Tekeli, Billur Özeke, Cansev Erdemir, Dilvin Tüfekçioğlu, Doğan Toryan, Ebru Tepeler, Eda Yavaş, Filiz Berk Doğutürk, Gülda Şahin, Harika Uygur Ülkü, İzzetiye Keçeci, Jülide Emre, Lütfi Aydeniz, Mehtap Akdeniz, Müge Manuş, Nefin Huvaj, Özgür Can Öney, Özlem Ulus, Pelin Öney, Seda Arkan, Servan Güney, Sinem Cerrah ve Süreyya Duygu Yalçın'ın bulunduğunu, İpekli Mendil'in aslında öykücülüğümüzün özenle çekilmiş bir fotoğrafı olduğunu, edebiyata yansıyan toplumsal sorunlardan değişen toplumsal algılara, farklı inanışlardan farklı şehirlerin yine farklı sokaklarına, bazen şehri bırakıp bir köyün tozlu yollarına ve her maddede çoğaltabileceğimiz daha pek çok olgu, kavram, duyuş ve duruşa yer verdiğini belirtiyor.

Kitabı Suzan Demir "Tanzimat’tan bu yana yazılmış öykülerin içersindeki kelimelerin, atmosferin ve nesnelerin toplandığı bir sözlük düşünün. Sait Faik’in İpekli Mendil öyküsüyle aynı adı taşıyan bu sözlüğün içinde; adını şimdiye kadar hiç duymadığınız yazarlardan en ünlü öykü ustalarının, bilmediğiniz öykülerine kadar geniş bir yelpaze var" girişiyle, Fatma Yakan "öyküyü sevenlerin mutlaka okumak isteyeceği, öyküyü tanımayanların ise tanıyıp sevebileceği bu kitap genç okurların da ilgisini çekebilecek nitelikte" sözleriyle tanıtıyor. Burcu Aktaş'ın yaptığı söyleşide Yekta Kopan "Peki yola çıkarken maddelerin başlığını neye göre belirlediniz? sorusuna "Bu coğrafyanın mekânları, nesneleri, karakterleri öncelikliydi. Kısacası, Cumhuriyet dönemi öyküsünün izinde, sivil bir tarih oluşturabilecek maddelere yoğunlaştık. Milli Gelir’den Pul Biber’e, Cumartesi Anneleri’nden Radyoevi’ne, Şahmaran’dan Bayram Namazı’na, Rakı’dan Nazar Boncuğu’na, öykülerin ve yazarların izinde bir yolculuk" yanıtını veriyor.

Twitter sayfasında kitabın tarihi birikmeye başlamış, gelişmeler yer alıyor, yazarlar ve okurlar ses veriyor:

Yekta Kopan @yektakopan · 17 Kasım 2014:
Şöyle diyeyim; öykümüzün/öykücülüğümüzün haritası @ipeklioyku adresinde huzurunuzda olacak. Varsa bir yanlış vebali boynuma…

İpekli Mendil @ipeklioyku · 17 Kasım 2014:
Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…” diyen Sait Faik'e selam olsun. "Hişt, Hişt"

Can Öz @ccanozz · 1 Aralık 2014:
Yekta Kopan'ın hazırladığı İpekli Mendil kitabının genç yazarları teşekkür pastası göndermişler. Derhal tükettik.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 1 Aralık 2014:
İpekli Mendil'imize böyle özel bir kapak hazırladığı için @utkulomlu'ya ve @CanYayinlari'na çok teşekkür ederiz.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 4 Aralık 2014:
Değerli Yazarımız Attila Şenkon İpekli Mendil için, "muzip bir öykü sözlüğü" diyor. Ne güzel bir tanım.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 5 Aralık 2014:
"İpekli Mendil ile "Türk Öyküsü"nün köklerini, kılcal damarlarını kitaplaştırmışsınız. Bu kitap,
edebiyatımızda bir ilk," diyor Osman Şahin.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 5 Aralık 2014:
Biraz da, "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” diye soran Oğuz Atay'a özlemdir İpekli Mendil.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 6 Aralık 2014:
İpekli Mendil'imizin "Sırdaş"ı, edebiyatımızın bizi çoğaltan sesi Behçet Çelik kitabımızı çok sevmiş. Biz de onu...

Ahmet Ümit @baskomsernevzat · 6 Aralık 2014:
Yekta Kopan'ın öncülüğünde yayınlanan çok farklı, çok ilginç, çok güzel bir çalışma. İpekli Mendil. Oku, okut...

İpekli Mendil @ipeklioyku · 10 Aralık 2014:
Mahkumların, işçilerin, fakirliğin, işsizliğin, acılı insanların sesi Orhan Kemal. (Fotoğraf Ara Güler)

İpekli Mendil @ipeklioyku · 12 Aralık 2014:
"Aslında her şey iyi bir okur olma çabasıyla başladı." @Radikal_Kitap

İpekli Mendil @ipeklioyku · 12 Aralık 2014:
"...kitabı okuyup “Neden şu isim ya da şöyle bir madde yok?” diyen olursa mutlu olurum."

Can Yayınları @CanYayinlari · 12 Aralık 2014:
Yekta Kopan ve öğrencileri İpekli Mendil'i anlatıyor...

Gulriz Sururi @gulrizsururi · 12 Aralık 2014:
@ipeklioyku @yektakopan umarım okumaya özendirir gençleri, çok emek verilmiş, kutluyorum hepinizi.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 14 Aralık 2014:
"Birer öykü tadında madde madde," diyor Çağlayan Çevik, Hürriyet Pazar Keyif ekinde.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 15 Aralık 2014:
"Karin" demek pusula demek bizim için. Bize tüm yönleri gösteren demek. @KarinKarakasli

Yekta Kopan @yektakopan · 19 Aralık 2014:
Öğrencilerimin kaleminden çıkan İPEKLİ MENDİL'in kutlaması var bu gece. Dilerim hep böyle mutlu…

İpekli Mendil @ipeklioyku · 20 Aralık 2014:
"İpekli Mendil" bugün Milliyet Kitap'ta.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 21 Aralık 2014:
İpekli Mendil kutlamamızda Hakan Günday ve Tuna Kiremitçi de bizimleydi. @140darbe

İpekli Mendil @ipeklioyku · 21 Aralık 2014:
"Masa da masaymış ha" @selimatakan @gulrizsururi @yektakopan #engincezzar @zeynepozbtr İpekli Mendil'imizle sevgiler

İpekli Mendil @ipeklioyku · 22 Aralık 2014:
Başar Başarır ve Deniz Yüce Başarır İpekli Mendil kutlamamızda. Onlara bayıldık. @basarbasarir @denizybasarir

İpekli Mendil @ipeklioyku · 22 Aralık 2014:
Ece Temelkuran'ı kutlamamızda gördüğümüz ilk an. Hiç unutmayacağız, çok teşekkürler @ETemelkuran @basarbasarir

İpekli Mendil @ipeklioyku · 25 Aralık 2014:
"İpekli Mendil, aslında öykücülüğümüzün özenle çekilmiş bir fotoğrafı," diyor Eray Ak, @CumKitap

İpekli Mendil @ipeklioyku · 5 Ocak 2015:
Sarnıç Öykü'nün yeni sayısında "İpekli Mendil" yolculuğumuzu tanımladık. Yine harika bir dergi olmuş @sarnicoyku

İpekli Mendil @ipeklioyku · 7 Ocak 2015:
İpekli Mendil, "Türkiye'de öykünün kronolojisi" ile bu ay @tarihdergi sinde.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 10 Ocak 2015:
"Yekta Kopan'ın hazırladığı 'İpekli Mendil' edebiyatımızın alfabetik hafızası gibi," diyor Doğan Hızlan Hürriyet'te.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 13 Ocak 2015:
Öykülerden ilhamla "İpekli Mendil" http://www.sabitfikir.comelestiri/oykulerden-ilhamla

İpekli Mendil @ipeklioyku · 20 Ocak 2015:
İpekli Mendil'in ikinci baskısı kitapçılarda ve internet satış sitelerinde yerini aldı.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 30 Ocak 2015:
Notos'un 50. sayısında "İpekli Mendil"imizi anlattık. Nefis, yine arşivlik bir sayı olmuş @NotosKitap

İpekli Mendil @ipeklioyku · 5 Şubat 2015:
"Öykünün Cebindeki İpekli Mendil" M. Sadık Aslankara'nın kaleminden bugün @CumKitap ekinde.

İpekli Mendil @ipeklioyku · 9 Şubat 2015:
Tanıtım filmimizi izlediniz mi? Yücel Erten'e çok teşekkür ederiz.

Kuşkusuz böyle güzel bir çalışmanın ilgi görmesi, coşkuyla kutlanması, kısa sürede ikinci baskısını yapması çok güzel. Yine de Öykü tarihinin zor yıllarının öykücülerinin yaşamlarını, Sait Faik'i, Sabahattin Ali'yi hatırlayınca insanın içinde sanki bir yara sızlıyor.

....

Kitap ortaklaşa bir çabanın ürünü.

İpekli Mendil değerlendirmelerini yazanlara biraz haksızlık yapılmış olabilir mi? Kitabın ön kapağında yalnızca editör olduğu için değil, arka ve iç kapakta tüm adlar var çünkü. Başlıkları yazanların kimlikleri belirtilmediği için. Kuşkusuz başından sonuna birlikte yürütülen bir çaba ortak bir düşünce denizinde erimiş olabilir. Yine de yazılan her metin sonuçta tek bir kişinin kaleminden, daktilosunun tuşlarından, bilgisayarının klavyesinden, ya da akıllı telefonunun ekranında beliriveren harflerden çıkmak zorundadır. İki insanın en temel bir konuda yazacakları birer cümle bile aynı olamaz. Geçmişlerinin ve bulundukları yerin izleriyle seçilir, biçimlenir.

Geçmişte ortaklaşa çabaları çok değerli buluyor, katkıda bulunanların adlarının belirtilmesine bile gerek olmayabileceğini düşünüyordum. İnsanlığın yakın ve uzak birikimlerinden yararlanmanın zorunluluğuna ilişkin inancım sürüyor. Ancak, bireyin yaşamın öznesi olarak tanımlandığı çağımızda, kişisel izlerin artık çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, kitabın sonundaki dizinde, başlıklarla ilgili değerlendirmeleri kimin yazdığını belirtecek bir sütun görmek hoşuma gidecekti.

Ortak çalışmayla kitabı oluşturan kişilerin nasıl bir araya gelip çalışmayı sürdürdüğü, yazarların ve
öykülerin seçimiyle yazılanların değerlendirmesinin nasıl yapıldığı İpekli Mendil ekibinde hoş anılar ve değerli bir deneyim olarak yer almış olmalı. Bu süreçte okuduklarının, yazdıklarının ve yaşadıklarının onları yeni ve daha güzel deneyimlere götüreceğine, kitabın, öykülerin büyülü dünyasıyla önceden kurmuş olduğu yakınlık ne düzeyde olursa olsun, her okurda yaşamı boyunca anlamlı izler taşımayı sürdürecek değerli bir kaynak olarak kalacağına kuşkum yok.

....

Yazıyı günümüzün acımasızlıklarının getirdiği umutsuzlukla, bir kısa öyküyle bitirmem doğru olur mu?

....

Kâğıt Mendil

Yaşamı boyunca hep kaçmıştı, son anlarında yine kaçmaya çalışmıştı. Güvenebileceği, sığınabileceği, saklanabileceği tek bir kapı bulamamıştı. Gençliğini çocukluğunda yitirmiş, düşünebildiği en büyük yaşın yorgunluğuyla on yedisinde gidiyordu. Kurtulmak için ölüm tüccarlarının peşine takılmayacaktı. Yalanların arasına gömülmeyecekti. Korkunç bir gaddarlığın parçası olmayacaktı. Bebeklere, çocuklara, kadınlara, gençlere, hiçbir insana zarar vermeyecekti.

Ölmek üzereydi. Sımsıkı kapalı yumruğunu açtı. Beklenmedik ziyaretçisiyle son ve ölümcül konuşmasını yapmak için çalıştığı atölyenin kapısından çıkarken yağlı avucunu temizlemiş olduğu kâğıt mendil rüzgarla sürüklendi. Nereye gideceğini bilmeyen bir kuş gibi çevresinde uçtu, dönüp durdu.

1. Yekta Kopan (Editör), İpekli Mendil / Öykümüzde Nesneler, Karakterler, Mekânlar ve Daha Fazlası, Can, 2014


3. Eray Ak, Yekta Kopan editörlüğünde bir öykü sözlüğü: "İpekli Mendil",

4. Suzan Demir, Bu sözlüğün bir “öyküsü” var, http://www.taraf.com.tr/kultur-ve-sanat/bu-sozlugun-bir-oykusu-var/

5. Fatma Yakan, “İpekli Mendil”in izleri, http://www.edebiyathaber.net/ipekli-mendilin-izleri-fatma-yakan/

6. Yekta Kopan’ın “İpekli Mendil”i çıktı!, http://www.cafesanat.com/?p=content_haberler&gl=edebiyat&cl=haberler&i=5183

7. Burcu Aktaş, Sözlükler benim için hayatın filikası, http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/sozlukler-benim-icin-hayatin-filikasi-41134

8. Selgin Gb, İpekli Mendil, http://selgingb.com/2014/12/09/ipekli-mendil/

9. İpekli Mendil, https://twitter.com/ipeklioyku




13. Mehmet Arat, Yaşamın Acı Tatlı Öyküleri, http://www.blogmilliyet.com/yasamin-aci-tatli-oykuleri/Blog/?BlogNo=481277

24 Mart 2019 Pazar

21.Yüzyılın Yükselen Sesi: Öykü (2012 Öykü Yıllığı Üzerine)


Yazmak, nereye gideceğini bilmeden çıktığın olmayan bir yolda, hedefine ulaşabilmek ve güzel bir yolculuk yapabilmek için yaşanan olağanüstü ve sonu belirsiz bir serüvendir.

Bu tanım yaşamı da anlatmıyor mu? Belirsizlikler içinde dünyaya gelip, hele Türkiye gibi bilgi düşmanlığının ödüllendirildiği bir yerde doğduysak geleceği tahmin bile edemeden yaşayıp günün birinde geçmişimizi yapabileceklerimizin pek azını tamamlayabilmiş olarak geride bırakıp gitmiyor muyuz? Yazmanın güzelliği belki de sınırları yok saymasından kaynaklanıyor, burada yaşam doğum ve ölümle, yaşadığımız yer gümrük kapılarıyla, yaşayabileceklerimiz verilen buyruklarla sınırlanmıyor. İstediğimizi düşünüp yazabiliyoruz. Düşünmek gibi yazmak da serbest. İstediğimizi düşünüp yazabiliriz. Düşündüğünü paylaşmaya ve yazdığını yayımlatmaya gelince iş değişiyor. Geçmesi pek zor iki yol var. İlki kendi dünyanla gerçek dünya arasında bir köprü kurup yazarının amacına uygun ve alıcısı olabilecek bir ürün yaratmak, diğeriyse yayıncılık sistemi içerisinde bir yer bulup okuyuculara ulaşabilmek. Bu engeller başarıyla geçilse bile sorunlar bitmiyor. Özlenen yönde gitmenin zorlukları çoğu kişiyi en kolay yürünebilecek yollara sapmaya yöneltiyor.

Bütün bu zorluklara karşın niçin yazmaktan vazgeçemiyoruz? Kuşkusuz yazılanların başkalarına ulaşması, düşünce ve duygu bulutlarının binlerce kişinin ortak bilinci olması büyük bir mutluluk kaynağıdır. Ama bu, dışındaki ve içindeki dünyayı anlama, evrenin sırlarını çözme, yaşanmışları öğrenip yaşanacak ve yaşanabilecekleri görmeye çalışma çabalarının, hele bu sırada bulunan küçük gerçeklerin büyük anlatımlarının yarattığı sevincin yanında pek de önemli sayılmaz. Kişi önce kendine, sonra topluma ve tarihe karşı sorumludur. Yaşamla kurabileceği en anlamlı ve doğru bağı bulmak, bunu uygun alanda kendine özgü bir biçimde gerçekleştirmek temel görevdir. Bu, bir anlamda, kişinin içindeki madenin, cevherin çıkarılmasıdır. Can madenciliğinin ilk aşamasıdır. (1) Tıpkı topraktakiler gibi, insanlarda saklı değerler de çeşitlidir. Kimi kum gibi, toprak gibi yüzeye çok yakındır. Hemen elde edilebilir ve kullanılabilir. Kiminin üstü biraz örtülüdür, önce açılması ve ulaşılması gerekir. Kimiyse iyice derinlerde ve gizlidir. Büyük çabalar gerektirir, önce yerin kat kat altına inip cevherin çıkarılmalı, sonra uzun süren ve zor uğraşlarla işlenip saflaştırılmalı, gizli güzellikler ayrılmalıdır. Tonlarca malzemeden birkaç gram değer bile zorlukla elde edilebilir. İşte insanın ve yaşamın özünü sözcüklerde damıtabilmek de böyle zor bir iştir. Yıllarca harcanan çabalar doğru bir süreçle birleşmezse boşa gidebilir. Okunanlar meyve vermeden unutulabilir, yazılan yüzlerce, binlerce sayfanın değeri topraktan çıkarılıp işlenemediği için bir kenara yığılan işe yaramaz bir ham cevher yığınına benzeyebilir. Yazar ilk aşamayı başarıyla tamamlama mutluluğunu yaşayabilirse ilk adım bunun gerçekliğinin sorgulanmasıdır. Işıltının kaynağı bir elmas mıdır, cam parçası mıdır? Buna, gözleri yaratma sürecinin ışıltısıyla kamaşmamış başkaları karar vermelidir.

Sonrası elmasların ve camların, olağanüstünün ve sıradanın, umutların ve korkuların, başarının ve yenilginin, mutluluğun ve acının birbirine karıştığı, yazarların ve yapıtlarının içine tıkıldıkları yayın dünyası kazanından çıkmak için sürekli savaştığı katlanması zor bir aşamadır.

....

Bu yazıda biraz bedavacılık yapacağım. Öykü Yağmuru'ndan söz edeceğim. Geçen yılın öykülerini derleyen "2012 Öykü Yıllığı" (2) içinden gözüme çarpan bazı noktaları aktaracağım. Gelişmenin ve değişimin sürekliliği içinde kapsamlı ve zamana direnebilecek bir seçki hazırlamak da kolay değil. Her an, her yan değişiyor. Gökyüzü ve yeryüzü, insanlar ve ağaçlar, hele de ne yapacağını, nereye gideceğini bilemeyen toplumlar sürekli bir hareketin içinde. Bu akışın belirli anlarını niteliksel sıçrama olarak adlandırsak da asıl güç, değişimin tuğlaları sessizce üst üste koyarak duvarı örmesi ve günün birinde çevredeki perde çekildiğinde dev bir binanın karşımızda belirivermesidir.

2012 Öykü Yıllığı "öykü yağmuru" başlığıyla çıkmış. Yıl içinde doğan Öyküler çok fazla olsa bile bu niteleme bana doğru gelmedi. "Yağmur gibi yağmak" niteliksizlik yorumu sanılabilir. Nicel büyümenin yol açtığı sorunlara ilişkin somut değerlendirmelerden ayrıldıklarında kapaktaki bu sözcükler yanlış anlamalara yol açabilir. Kemal Gündüzalp'in özenli çalışmasının sonuçlarını okudukça benim kafamın içinde dönen düşünce "Dünyanın öyküsü bir kitaba sığmış" oldu. Öyküyü, dergiyi, kitabı, yazarı, eleştirmeni, okuru, düşüncenin ve yaratıcılığın arayışının dallarını bir anda görüvermek ayrıcalık duygusu veriyor. Yansımalarını gördüğün öykü dünyasının derinliklerine girip hepsini okumak için karşı konulmaz bir isteğin ve gücün kaynağı oluyor.

Arka kapakta kitabın "canlı öykü edebiyatı ortamında iz bırakan çalışmalardan oluşan bir ilk", aralarında Doğan Hızlan, Adnan Binyazar, Semih Gümüş, Ahmet Telli, Ayşegül Tözeren, Özcan Karabulut, Gonca Özmen, Hüseyin Su, İnci Aral, M. Sadık Arslankara, Kadir Yüksel, Yakop Tilermeni, Ahmet Büke gibi çevirmen, editör, eleştirmen, şair, öykü yazarı ve yayın yönetmenlerinin de bulunduğu, öyküye emek veren isimlerin katkılarıyla gerçekleştirilen ortak bir çabanın ürünü olduğu belirtiliyor.

Kemal Gündüzalp girişte kısa bir özgeçmişle tanıtılıyor. "1953 yılında Urfa'da doğdu. İlk ve ortaokulu Ceylanpınar'da okudu. Ankara Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi'ni, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. İlk şiiri 1971, ilk yazısı 1972, ilk öyküsü ise 1973 yılında yayınlandı. Daha sonra 1976-2012 yılları arasında toplam yüz sekiz dergide beş yüz sekseni aşkın şiir, öykü, eleştiri, deneme, tanıtma ve inceleme yazıları yayımladı. Bazı şiirleri Farsça'ya çevrildi." Aldığı bazı ödüllerin, şiir, öykü, çocuk öyküsü, roman ve eleştiri kitaplarının listeleri veriliyor.

Önce biraz seçkinin yapısından söz etmek gerek. Kitap Kemal Gündüzalp'in teşekkürü, sunumu, "Eleştiri Yokluğunda Öykü Yağmuru" başlıklı genel değerlendirmesiyle ve İnci Aral'ın "Öykü Işıktır" dediği Dünya Öykü Günü Bildirisi'yle başlıyor, soruşturmalarla sürüyor.

İlk soruşturmayı yanıtlayanlar Adnan Binyazar, Aslı Solakoğlu, Feridun Andaç, M. Sadık Aslankara, Nazlı Karabıyıkoğlu, Özcan Karabulut, Semih Gümüş, Şükran Farmaz, Zafer Doruk ve Zeynep Sönmez. Yaqop Tilermeni'nin "2012'de Kürtçe Öykü" başlıklı bir değerlendirmesi var.

İkinci grup sorular dergilerin yayın Yönetmenlerine, editörlere yöneltilmiş. Abdülkadir Budak (Sincan İstasyonu), Ahmet Miskioğlu (Türk Dili Dergisi), Ali Günay (Deliler Teknesi, Öykü Teknesi-Filika), Burcu Yılmaz (Sözcükler), Fulya Bayraktar (Lacivert), Günay Güner (Çağdaş Türk Dili), Hüseyin Su (Heceöykü), İbrahim Tığ (Şehir), İnan Çetin (Sarnıç Öykü), Mine Ömer (Kurşun Kalem), Özgen Kılıçarslan Danyal (Hayal), Suna Dündar (Kum) ve Talat Avcı (Beşparmak) katılıyor.

Üçüncü soruşturma "Ozanların Öyküye Bakışı" başlığını taşıyor. Ahmet Telli, Aydın Şimşek, Fergun Özelli, Gonca Özmen, Hüseyin Alemdar, Kadir Aydemir, Melek Özlem Sezer, Salih Bolat, Veysel Çolak ve Yelda Karataş yanıtlamış.

Sonra Kemal Gündüzalp "Soruşturmalardan Çıkan Sonuçlar" değerlendirmesiyle en çok anılan kitap ve dergilerde yayımlanmış öyküleri belirtiyor. Yazarlar seçkin birer okur olarak ele alındığında kimsenin gözünden bir şey kaçmadığının görüldüğünü söylüyor.

"2012'de Dergilerde Öykü" bölümünde Kadir Yüksel'in "Dergilerde Öykü", Yaqop Tilermeni'nin "Dergilerde Kürtçe Öykü", Ayşegül Tözeren'in "Fanzin ve Bazı Dergilerde Öykü-Edebiyatın Sokaklarında Öykü", Kemal Gündüzalp'ın "Sayılarla Dergilerde Öykü" başlıklı yazıları yer alıyor.

Ardından yılın içinden esintilerle en keyifli bölüm geliyor. "Kitaplardan Seçilmiş Öyküler" başlığıyla Ahmet Büke ve Cemil Kavukçu, "Dergilerden Seçilmiş Öyküler" ile Ayşegül Ünal, Birgül Oğuz, Ferda İzbudak Akıncı, Gökçe Parlakyıldız, Mehmet Fırat Pürselimoğlu, Melike Uzun, Merve Koçak, Nazmi Bayrı, Pelin Buzluk, Semih Erelvanlı, Semra Bülgin, Serap Işık, Tülay Güzeler, Türker Ayyıldız, Yalçın Tosun ve Zeynep Sönmez, "2012 Öykü Ödülleri" altında Yalçın Tosun, "2012'de Yitirilen Öykücüler" altında Burhan Günel ve Celal Hafifbilek, "Fantastik Bir Öykü" ile Barış Müstecaplıoğlu, "Çeviri Öyküler" altında D. H. Lawrence ve Salih Badili yer alıyor.

"Öykü Üzerine Seçilmiş Yazılar" bölümünde Ayşegül Tözören, Cemil Kavukçu, Doğan Hızlan, M.Sadık Arslankara ve Semih Gümüş'ün yazıları var. Yıllık, "2012 Yılında Yayımlanan Kitaplar" başlığında ilk, yeni, çeviri, seçme, toplu, kolektif, çizgi(li) öykü kitaplarının, içinde öykü olan kitapların, öykü ve öykücüler üzerine kitapların, tek öykü yarışmaları ve ödüllerin ve taranan dergilerin listeleriyle sonlanıyor.

....

Cemil Kavukçu'nun yazısı "2012'nin Yükselen Yıldızları; Öykücüler" başlığını taşıyor. Öykücülüğümüzün son otuz yılda inişli çıkışlı bir yol izlediğine değinen Kavukçu 1980'li yıllardan 1990'ların ortalarına süren sessizliğin hemen ardından gelen bir canlanmadan, 2000'lerin başındaki geri çekilmeden, 2012'nin öykünün yeniden hareketlendiği bir yıl olmasından söz ediyor. "Kitaplarda, dergilerde yayımlanmış öyküler, dilde, biçimde yeni arayışların haberini veriyor" diyor.

Okumakta olduğunuz yazının başlığı "21.Yüzyılın Yükselen Sesi: Öykü" biraz Kavukçu'nun yükselen yıldızlarından, biraz "2012 Öykü Yıllığı" içindeki zengin içeriğin çağrışımlarından kaynaklanmış olmalı. Ama öykünün 21. yüzyılda yeni anlamlar kazanabileceği öngörüsünü destekleyebilecek başka nedenler de var. Ekonomik ve toplumsal koşullardaki, insan ilişkileri ve yaşam biçimindeki değişimler kaçınılmaz olarak sanata da yansıyor. Öykü ve roman da yeni biçimlere evrilebilirler. Işık hızıyla bağlanan milyarlarca insanın yazma ve okuma deneyimi değişmeden kalamaz. Eski Yunan heykellerinin günümüz dünyasında yeniden yaratılamaması gibi, sanayi devrimi sonrasında uzun dönemlerin bireyler ve düşünceleri üzerindeki etkilerini araştırarak gelişen roman da işlevsiz kalabilir. Pazar ekonomilerinin çok satan ürünleri tüketme modası geçtiğinde, yaşamdan tek bir kişinin kafasından çıkmış yüzlerce sayfalık bir kitap için uzun süre ayrılmak okuyucuya anlamlı gelmeyebilir. Yaşamın hızından süzülen öykülerse kısa, duru izler taşıyarak yazanları ve okuyanları birbirine bağlayabilir. Yaşamla öyküler arasındaki uzaklık azalabilir.

Roman burjuvaziyle gelişmişti. Aristokrasinin yerleşmiş değerlerine yeni bir sistemle, rekabet, kazanma, gelişme, pazar ekonomisi gibi kavramlarla tanımlanan yapılanmasıyla karşı çıkmış, geçmişin çürümüşlüğünü ve yeni sistemin dinamizmini yansıtmıştı. Günümüzdeki hızlı değişime romanın ayak uydurması hem yazar, hem okur açısından zor görünüyor. Yeninin öyküsünü hemen yakalayıp anında dünyaya yayılan şiir gibi, roman gibi, destan gibi, şarkı gibi, film gibi öyküler gerçekten yükselebilir. "Gideni ve gelmekte olanı" anlayıp iyi anlatan, zenginleştiren öyküler bir anda dünyayı kaplayabilir.

Roman, tarihi ve bugünü belirli kalıplarla yorumlayıp dayatan bir türe dönüşürken öykü bireysel özgürlüğün sesi olabilir mi? Tek başına güçsüz bireylerin yazdığı küçük yaşam parçaları birleşip merkezi güçlere meydan okuyan boyutlara varabilir mi? Yoksullar, azınlıklar ve diğer dışlananların, farklı nedenlerle ezilenlerin yalın öyküleri yaşamın kendisine dönüşebilir mi? Kadın öykücüler yepyeni bir soluk olabilir mi? Geleceği kadınlar kurtarabilir, her alandaki acımasız sertliği yumuşatabilir mi? Uygarlık yeniden kadına dönebilir, insanlar eşitliğin sıcaklığıyla birbirlerine yeniden sarılabilir mi?

Gelecek kadınların ve kadın gibi davranarak sertlikten uzak duran erkeklerin olacaksa kuşkusuz bunlar yaşanabilir. Dünyayı güzellik kurtarabilir mi? Belki güzellik kadınlarla gelecek, dünyayı kadınlar kurtaracak, bir kadını anlamakla başlayacak her şey.

Belki de "Kadınlar Nerde?" (3) sorusuna "Sessizce geleceğin öykülerini yazıyorlar" denebilir.

....

Her yazar önce okurdur. Her okur, eğer açık bir ürün vermediyse, gizli bir yazardır. Okudukça öyküleri yeni biçimlerle kafasında yazar, tekrar okur, yeniden yazar. Okudukça daha iyi yazar, yazdıkça daha farklı okur. Yazar, okur...

....

Kemal Gündüzalp'in hazırladığı "2012 Öykü Yıllığı" kapsamlı ve özenli bir çalışmanın ürünü. Geniş bir katılımla anlamlı bir bütün ortaya konabilmiş. Öykü dünyası için değerli bir kaynak oluşmuş.

Sunuş yazısında yıllığın eksiği dergi ve dergilerdeki öykülerin değerlendirilmesinin ağırlıklı olması, kitaplara neredeyse hiç değinilmemesi olarak belirtiliyor. Bir yılı, hele dergi ve kitap sayısının epey artmış olduğu bir dönemde, anlatmak pek kolay değil. Yayımlanan kitaplar zaten kalıcılaştığı için bir öncelik olacaksa bunun dergilere verilmesi doğru bir seçim olmalı. "2012 Yılında Yayımlanan Öykü Kitapları" başlığıyla verilen "İlk Öykü Kitapları", "Yeni Öykü Kitapları", "Çeviri Öykü Kitapları", "Seçme Öykü Kitapları", "Toplu Öykü Kitapları", "Kolektif Öykü Kitapları", "Çizgi(li) Öykü Kitapları", "İçinde Öykü Olan Kitaplar", "Öykü ve Öykücüler Üzerine Kitaplar" listeleri, bu kitaplara ulaşmak isteyenler için bir kaynak oluşturuyor. Ayrıca "Tek Öykü Yarışmaları ve Ödülleri" ve taranan 60 derginin listeleri yer alıyor.

Genel değerlendirme "Eleştiri Yokluğunda Öykü Yağmuru" başlığını taşıyor. Kemal Gündüzalp eleştiriye alanın boş kalmasından dolayı zorunluluktan başladığını, bunca öykünün yazıldığı bir ortamda eleştiride bir kıpırdanma olmadığını, Sadık Aslankara ve Semih Gümüş de olmasa yeni kuşak için ortalıkta çıt yok diyebileceğini, ancak Necip Tosun'la Ayşegül Tözören'in çeşitli dergilerdeki eleştirel çalışmalarının ilgiyi hak ettiğini söylüyor. 2009 ile 2012 arasındaki yıllarda yayımlanan ilk ve yeni öykü kitabı toplamlarını 142, 129, 144 ve 219 olarak veriyor. Seçme, toplu, derleme ve çeviri gibi kitaplar eklenince sayılar 218, 200,217 ve 304 oluyor. Öykü kitabı yayımlayan yayınevlerine ve öykü kitaplarına değiniyor. 2012 yılında yitirilen, öykü de yazmış dört yazarı, Burhan Günel, Celal Hafifbilek, Güngör Gençay ve Tuna Baltacıoğlu'nu anıyor.

Soruşturmalara verilen yanıtlarda Adnan Binyazar "Değersizlik daha çok romanda gözlemleniyor. Pop şarkıcıların söylediğine benzer eserler saman alevi gibi, parlamasıyla sönmesi bir oluyor. Adı sanı olan romancıların kitabını okuyanların bile düş kırıklığına uğradığı görülüyor. Bilinçsiz okurları bile şaşırtan bu durum, kuşkusuz toplumdaki öbür bozulmaların da ürünü. Yine de en çok bu romanlar okur buluyor" diyor. M. Sadık Arslankara "öykü yazmayı değil öykü okumayı önemseyen bir toplum özlüyorum", Nazlı Karabıyıkoğlu "öykülerin çoğunda ağız birliği etmişcesine, cümleler ince hüzünlerle işlenmiş", Özcan Karabulut “Çünkü insan öyküsüyle var. Öyleyse öykü insanın, edebiyatın gündeminde hep var, hep var olacak", Semih Gümüş "Öykü, hayatın anları, küçük kesitleri, ayrıntıları üstüne kurulduğu için, romandan daha önemli" yorumlarını yapıyor.

Yaqop Tilermeni "2012'de Kürtçe Öykü" değerlendirmesine Dört Dilimli Dilin Öyküsü'nü anlatarak başlıyor. Ulaşabildiği dergilerdeki öykülerle ilk Kürtçe Öykü Yıllığı'na ulaşma çabasından söz ediyor. Yayımlanan Kürtçe öykü kitaplarının listesini veriyor.

2012 Öykü Yıllığı'nı, Kürtçe öyküye yer vermesi nedeniyle, yalnız öyküler ve yazarlar üzerine değil, ülkenin ve dünyanın koşulları üzerinde de bir değerlendirme, bir öykü olarak okuyabiliriz. Tilermeni genç edebiyatseverlerin farklı bölge ve şehirlerde çıkardıkları dergilere ulaşmanın çok zor olduğunu söylüyor. Postayla gönderilen dergilerin ulaşmayabildiğini, ya da bir hafta sonra komşusunun elinden anlamlı bir bakışıyla alınabildiğini anlatıyor.

Dergi yayın yönetmenleri ve editörlerin katıldığı soruşturmada Fulya Bayraktar (Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi) öykülerin yayımlanması için çok farklı yaratıcılık izleri, çok temiz bir Türkçe, didaktik olmayan bir yazım tarzı, fazlalık barındırmayan cümleler aradıklarını, Günay Güner (Çağdaş Türk Dili) Türkiye, dünya yangın yeriyken öykünün başka bir gezegende yaşadığını, ayrıca öykülerin dilinin Türkçe'nin işlenmesi yönünden bozuk olduğunu, Hüseyin Su (Heceöykü) her sayıyı hazırladıktan sonra ellerinde iki sayı daha çıkarabilecek ürün kaldığını, Mine Ömer (Kurşun Kalem) dergilerde yayımlanan azımsanmayacak sayıda öyküden pek azının onu heyecanlandırıp etkilediğini, Suna Dündar (Kum) öykülerin yeni olma çabasıyla yapaylaşıp imge boğulmasına kapıldığını, Talat Avcı (Beşparmak) kadın yazarların öyküye niceliksel ve niteliksel bir zenginlik kattığını söylüyor.

Ozanların öyküye bakışına yönelen soruşturmada Ahmet Telli şiirsel olma halinin ölçülerinin belirsizliğine, Aydın Şimşek şairlerin ve öykücülerin birbirlerini okumamasına, Fergun Özelli Octavia Paz'ın "Büyük bir düzyazı ustası ortaya çıktığında dil yeniden doğar, onunla birlikte yeni bir gelenek başlar. Bu yüzden düzyazı şiirle iç içedir ve şiir olmak ister" sözüne, Gonca Özmen iki türün de öncelikle özenli bir dil işçiliği ve anlatımda yoğunluk istediğine, Hüseyin Alemdar Behçet Necatigil'in "Bir şairin yakındığımız yanı ya dilidir, ya dilsizliğidir" demesine, Melek Özlem Sezer bu iki türün Homeros Destanları'nda aynı bedende ne kadar uzun yaşayabileceğini gösterdiğine, Salih Bolat şiir olmayan şiirselliğin bir metinde bolca yer almasının o metni ne şiir ne de öykü yaptığına, Veysel Çolak herkes şiire öncelik tanısa da başlangıçta öykünün var olduğuna ve her ikisinin de malzemesi insan olduğu için bir arakesit oluşturabileceklerine, Yelda Karataş şiirle roman ve öykünün düzyazısı arasındaki ayrıma değiniyor.

Soruşturmalardan çıkan sonuçları Kemal Gündüzalp soruşturmalara katılan yazar, ozan, dergi yayın yönetmen ve editörlerini seçici olarak kabul ederek değerlendiriyor. En çok anılma oy kabul edilirse yılın öykü kitabının Cemil Kavukçu'nun Aynadaki Zaman'ı olabileceğini söylüyor. Onu Ahmet Büke'nin Cazibe İstasyonu ve Murat Yalçın'ın Karga Zarif kitapları izliyor. Dergilerden en çok anılansa Melike Uzun'un Sığ adlı öyküsü oluyor.

2012'de Dergilerde Öykü bölümünde Kadir Yüksel Dünyanın Öyküsü, Hece Öykü, Notos, Öykü Teknesi, Sarnıç Öykü, Semaver Öykü ve öyküye yer veren dergilere değiniyor. Yaqop Tilermeni Dergilerde Kürtçe Öykü, Ayşegül Tözeren "Edebiyatın Sokaklarında Öykü" ile fanzin ve bazı dergilerde öykü konularını anlatıyor.

Kemal Gündüzalp “Sayılarla Dergilerde Öykü” yazısıyla dergilerin ve yazarların yayımladıkları öykü sayılarını listeliyor.

Kitaplardan Seçilmiş Öyküler Ahmet Büke'nin "Cazibe İstasyonu" kitabından "Gelen Evrak: 28.02.2012. TEM: 1245/89" öyküsüyle başlıyor, Cemil Kavukçu'dan "Aynadaki Zaman" / "Mindos Kayalıkları" ve dergilerden seçilmiş öykülerle sürüyor.

2012'de verilen öykü ödüllerinin listesinin ardından ödüllü kitaplardan seçilen bir öykü, Yalçın Tosun'dan "Muzaffer ve Muz" yer alıyor. Kitapta yitirilen yazarlardan iki öykü de var. Burhan Günel'den "Yorgunum Aşktan" ve Celal Hafifbilek'ten "Küçük Bir Aşk Öyküsü".

Salih Badili'nin "Ayna Kırılmasın" öyküsünü Yaqop Tilermeni Kürtçe'den çevirmiş. "Öykü Üzerine Seçilmiş Yazılar" bölümünde Ayşegül Tözören "Eleştirinin özeleştirisi mümkün mü?" diye soruyor ve dil eleştirisinin yapıt eleştirisinin önüne geçtiğini söylüyor. Cemil Kavukçu "2012'nin Yükselen Yıldızları; Öykücüler" başlığıyla kitaplarda ve dergilerde yayımlanmış öykülerin dilde, biçimde yeni arayışların haberini verdiğini müjdeliyor. Doğan Hızlan "Bekir Yıldız'sız Göç ve Uludere Anlaşılamaz" diyor. M.Sadık Arslankara "Öykünün İçinde, Öykücülüğün Dışında" bir arayışa giriyor ve "içimizdeki yazma dürtüsüyle nasıl başa çıkacağız?" diye soruyor. Semih Gümüş "Öykünün Bu Gelişmesi Şaşırtıcı" diyor. Yeni biçim arayışlarının olağan bir beklentiye dönüştüğünü, Vüs'at O. Bener, Ferit Edgü ya da Leyla Erbil gibi öykü yazarlarının kolay bulunamamasının olağan olduğunu söylüyor.

....

Gökten üç öykü düştü. Yazı bu üç öyküden üç kısa alıntıyla bitiyor.

Niçin üç? Masallardaki elmanın çağrışımından mı? Tek olmadan, iki ucun karşıtlığına düşmeden alınabilecek en küçük örnek olduğu için mi?

İnci Aral "Öykü ışıktır" diyor. "İlk günden bu yana insan, kendi serüvenini kaydetme ve geleceğe bırakma arzusu duydu. Sesleri, işaretleri müziğe, büyüyü oyuna, tanrıları yontuya, renk ve biçimleri nakışa, deneyimini yaratıcılığıyla sanata dönüştürdü."

Öykünün ışığını, bu ışığı görüp yakalayanların yaktığı başka ışıkları tek bir kitapta buluvermek çok güzel. Öykünün büyülü dünyasını anlatan, içine dalıp tadını çıkararak doyasıya gezme isteği uyandıran bir Öykü Yağmuru'yla karşılaşıvermek.

Öykü dünyasında en iyi, en güzel, tüm geçmişi reddeden ve gücüyle geleceği yok edecek tek bir ışık yoktur. Uygun anda yaşamımıza girdiğinde bizi yakalayan değişken renkler vardır. Aşağıdaki bölümler öykü seçkisindeki ışımalardan üç örnek yalnızca.

"Sonrasında dayanamadı artık denizde olmaya. Denizde olmak, karşı kıyıya uzanan bir köprüde olmak gibiydi. Ayırmak da denizin işiydi sanki, kavuşturmak da. Kısacası olmazdı. Aklım geçmişimde, karşı kıyıda, evim, çoluk çocuğum, bu günüm bu kıyıda, ben denizde..." Ferda İzbudak Akıncı, Karşı Kıyı, Kum Dergisi, sayı: 67, Mayıs 2012

"Bu kez varsayalım Dilan tüm köy halkı gibidir, ne sağırdır, ne dilsiz... Anlatabilir miydi derdini? Sorarlar mıydı ki isteğini? Farklı olur muydu bu iki Dilan'ın sonu?" Gökçe Parlakyıldız, Aybastı Efsanesi, Varlık Dergisi, sayı: 1258, Temmuz 2012

"Aklımda sana dair birçok anı var. Şu an köyde içinde birlikte çocukluğumuzu yaşadığımız küçük ev geliyor aklıma. Anamın ortadan bir bezle ayırdığı bağırış ve haykırışlarının yükseldiği odada, seni yıkadığı, senin çocuk bedenine su döktüğü, saçına onlarca belik attığı ve kırmızı iplerle bağladığı, senin dört erkek kardeşin tek kız kardeşi olma gururunu, şu anki gibi hatırlıyorum." Salih Badili, Ayna Kırılmasın (Kürtçe), W Dergisi, sayı: 42, Mayıs-Haziran 2012, Çeviren: Yaqop Tilermeni




2. Kemal Gündüzalp, "Öykü Yağmuru" 2012 Öykü Yıllığı, Dünyanın Öyküsü Yayınları, 2012.

3. Mehmet Arat, Kadınlar Nerde?, http://www.sanatlog.com/sanat/kadinlar-nerde/