Kadir Yüksel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadir Yüksel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2019 Cumartesi

Barışın Öyküsü (2014 Öykü Yıllığı Üzerine)


Bu yıl da korktuğum başıma gelmemiş ama gelecek yıl için Kemal Gündüzalp'in bana kötü bir haberi varmış.

Korktuğum bu kez başıma geliyor, "2014 Öykü Yıllığı - Öykü Yağmuru 3" (1) ile yıllık hazırlamayı bırakıyormuş. 2012 ve 2013 (2, 3, 4) yıllıklarından sonra yayımladığı bu yıllık sonuncusu olacakmış. Gerekçelerini sunu bölümünde anlatmış. Neyse ki bir de iyi haberi varmış. Yıllığın sürmesi için adayını açıklamış. Üç yıldır katkısını esirgemeyen ve konuyla yakından ilgilenen Kadir Yüksel'in bu işi yapmasını gönülden dilemiş. Ayrıca, yıllık çalışmaları sırasında derlediği ilk öykü kitapları zamandizinini bir değerlendirmeyle birlikte kitap olarak yayımlamak istediğini, öyküyle ilgili bir yayınevinin bu işi sahiplenmesinin anlamlı olacağını belirtmiş.

İlk ve ortaokulu Ceylanpınar'da okuyan Gündüzalp'in özgeçmişine bu yıl "Aşkın Üç Gecesi" adlı öykü kitabı eklenmiş. Kemal Gündüzalp, 10 Şubat 2015'te tamamladığı sunuş yazısının sonunda IŞİD Kobane'ye saldırdığı an yıllık çalışmasının onun için durduğunu, bir parçası Kobane'li olan bir kişi olarak 134 gün ve gece uykunun kendisine haram olduğunu, Kobane merkezi kurtulduğunda yıllığı bitirmenin daha kolay olduğunu yazmış.

Yaşadığımız toprakların acıları insan olan herkesi derinden yaralıyor. Ne yazık ki günler pek iyi haberlerle gelmiyor. Savaş nerede, kimi, ne zaman vuracağı belli olmayan bir canavar gibi bölgeyi kaplıyor. Barışı korumak zorlaşıyor. Zorlaştıkça önemi artıyor. Barışı savunmak, ölüme karşı yaşamın sesi oluyor. Barbarlığı insanlıkla, ölümü yaşamla yenmek, tüm saldırılara karşın hep barış diyebilmek, "Barış İçin" (5) bir araya gelmek dışında çare kalmıyor.

....

Yıllık, Kemal Gündüzalp'in 2014 Dünya Öykü Günü Bildirisi'ni yazan Necati Tosuner'e; soruşturmaya katılan yayınevi temsilcileri Aydın Şimşek (Kanguru Yayınları), Ceyda Pırıl Köstem (Bencekitap), Faruk Duman (Can Yayınları), Levent Cantek (İletişim Yayınları), Murat Yalçın (Yapı Kredi Yayınları) ve Sedat Demir'e (Dedalus Kitap); 2014'te Kürtçe öyküyü değerlendiren Yakob Tilermeni'ye; dergilerde öyküyü ve öykü üzerine kitapları değerlendiren Kadir Yüksel'e; 2014'te öyküyü değerlendiren Ayşegül Tözeren'e; 2014'te yayımlanan öykü kitaplarını değerlendiren Aslı Solakoğlu, Hülya Soyşekerci, Mehmet Öztunç, Melisa Sürücü, Mine Hoşcan Bilge, Nazlı Karabıyıkoğlu, Necip Tosun ve Zeynep Sönmez'e; öyküleri seçilen Bahri Vardarlılar, Berna Durmaz, B. Nihan Eren, Buse Korkut, Cemal Şakar, Emine Batar, Erkut Özal, Fadime Uslu, Hande Gündüz, Mahir Ünsal Eriş, M. Özgür Mutlu, Neslihan Önderoğlu, Onur Çalı, Sevin İşleğen, Şenay Eroğlu Aksoy ve Yayla Karsan Boztaş'a; seçme yazıları yıllığa alınan Aykut Ertuğrul, Aysu Erden, Oylum Yılmaz, ve Semih Gümüş'e; yıllığın çıkmasını destekleyen ve seçme yazıları öneren Özcan Karabulut'la birlikte 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi ve Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği'ne teşekkürüyle başlıyor.

Kemal Gündüzalp'in sunuşu ve "Öykü Yağmuru Dinmiyor!" başlıklı değerlendirmesinin ardından katkıda bulunanların 2014 değerlendirmeleri geliyor. Sonra Kemal Gündüzalp 2014'ü "Sayılarla Dergilerde Öykü ve Kürtçe Öykü" başlığıyla yansıtıyor.

Dergilerden seçilmiş öykülerde Bahri Vardarlılar'ın "Baba Faik'in Son Vukuatı", Berna Durmaz'ın "Belli", B. Nihan Eren'in "Sepet", Buse Korkut'un "Bir Dilim Peynir", Cemal Şakar'ın "Kül", Emine Batar'ın "Yazgı", Erkut Özal'ın "Rüyanın Getirdiği", Fadime Uslu'nun "Kırlangıç Senfonisi", Hande Gündüz'ün "Islık", Mahir Ünsal Eriş'in "Çok Eski Bir Yonca", M. Özgür Mutlu'nun "Daire Yoktur", Neslihan Önderoğlu'nun "Suyun Altındaki Kız", Onur Çalı'nın "Karanlık Mavi", Sevin İşleğen'in "Lar", Şenay Eroğlu Aksoy'un "Çukur" ve Yayla Karsan Boztaş'ın "Gölgeler" başlıklı öyküleri yer alıyor.

"Öykü ve Öykücüler Üzerine Bazı Yazılar" başlığıyla 2014 ve 2013'te yayımlanan kitaplar üzerine ve genel konularda çoğu gazetelerin kitap eklerinde yer almış yazılar listelenmiş.

"Yazılardan Seçmeler" bölümünde Aykut Ertuğrul'un "Hikayeyi Görmek", Aysu Erden'in "Güçlü ve Karşıt Kadın Kahramanların Yazarı Nedim Gürsel", Ayşegül Tözeren'in "Kıyıya Vuran Dalgalar ya da F Tipi Öyküler", Oylum Yılmaz'ın "Vicdana Dokunduğu Yerden Edebiyat", Semih Gümüş'ün "Üçüncü Kişi Anlatımı" başlıklı yazıları aktarılmış.

Kitabın sonunda ilk öykü, yeni öykü ve çeviri öykü kitaplarının; kolektif kitapların, seçme ve toplu öykü kitaplarının, öykü ve öykücüler üzerine ve içinde öykü olan kitapların, öykü yıllıklarının, yitirilen yazarların, 2014'te yeniden basılan kitaplarla öykü ödüllerinin ve taranan dergilerin listeleri verilmiş.

....

Kemal Gündüzalp sunuşunda toplam 115 kitabın değerlendirildiğini yazmış. Bu yıl yayımlanan bir ilk kitap olan Melisa Kesmez'in "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" kitabının kısa sürede ikinci baskı yapma şansını yakaladığını belirtmiş. Sıralamaların kitap adının anılma sayısına göre yapıldığını vurgulayarak beş kez anılan Cemil Kavukçu'nun "Üstü Kalsın"; dörder kez anılan Doğan Yarıcı'nın "İs Odası", Hakkı İnanç'ın "Ateş Etme Silahsızım", Nalan Barbarosoğlu'nun "Okur Postası", Nazlı Karabıyıkoğlu'nun Olivya Çıkmazı, Ülkü Tamer'in "Tarihte Yaşanmamış Olaylar" kitaplarıyla birlikte üçer kez alınan dokuz, ikişer kez anılan sekiz öykü kitabıyla birer kez anılan biri çeviri otuz üç kitabın yazarlarını ve adlarını vermiş. Anılan seçilmiş öyküler ve kolektif öykü kitaplarını da belirtmiş. Kadir Yüksel'le birlikte dergilerden pek çok öykü belirlediklerini, yıllıkta on altı öyküye yer verebildiklerini anlatarak 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Hece Öykü, Kitap-lık, Sarnıç Öykü, Sözcükler ve Varlık dergilerinden seçtikleri tüm öykülerin de listesini sunmuş.

2014 Dünya Öykü Günü Bildirisi'nde Necati Tosuner "İyi ki öykü yazmak var!" demiş:

"Gerçek, elektrik akımından güçlüdür çarparsa. Duygulanabilmek de çok insanca bir tavırdır. Okuyanda bunu sağlamanın üstesinden gelebilsem, o da bana niçin bana bir 'sağol' çakmasın? Sanki bu da bana niçin yetmesin?"

....

Kemal Gündüzalp "Öykü Yağmuru Dinmiyor!" başlıklı genel değerlendirmesinde öykü yıllığının "son derece yorucu ve uzun soluklu, 'emek yoğun' bir çalışmanın sonucu olduğunu" vurguluyor. Onca öykü kitabına karşın eleştirel bir ortamdan yoksun olunduğunu, kitap tanıtım yazılarının eleştirinin yerine konamayacağını belirtiyor.

Son altı yılın yayımlanan öykü kitapları açısından karşılaştırılmasında yayımlanan toplam öykü kitabı sayısının 2010'daki ve ilk öykü kitabı sayısının 2013'teki düşüşleri dışında sürekli bir artış eğiliminde oldukları, sayılarının 150 ve 71'den 326 toplam ve 209 ilk öykü kitabına yükseldiği görülüyor. Daha çok bir yıllık döküm, saptama ve listeleme çabası olduğu belirtilen yazıda bazı kitaplar, yazarlar ve ödüller anılıyor. Öykü onur ödülleri ve öykücülere verilen ödüllerden 14. Ankara Öykü Günleri Ödülü'nün Necati Tosuner'e, GİO Anka Ödülü'nün Nazlı Eray'a, Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nün Murat Gülsoy'a, 2014 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü'nün Birgül Oğuz'a verildiği belirtiliyor.

2014 yılında yitirilen öykü de yazmış beş yazar, Kemal Bekir (1942 Çivril-Denizli/13 Ocak 2014-İzmir), Hasan Topçu (17 Ocak 1965 İstanbul/12 Ekim 2014-İzmir), Mustafa B. Yalçıner (1948 Gilindere/Aydıncık-Gülnar-Mersin/14 Haziran 2014-Ankara), Talip Apaydın (1926 Ömerler-Polatlı-Ankara/27 Eylül 2014-Ankara), Vecihi Timuroğlu (29 Ekim 1927 Kangal-Sivas/23 Ekim 2014-Ankara) anılıyor.

....

Soruşturma bölümüne katılan yayınevi temsilcileri öykünün önceliği ve yeri, yayımlanan kitapların nasıl seçildiği, yazar-yayınevi ilişkileri ve 2014 yılında diğer yayınevlerince yayımlanan kitaplardan hangilerini belirtmek istedikleri gibi konularda yöneltilen on soruyla ilgili değerlendirmelerini aktarmışlar.

Ceyda Pırıl Köstem (Bencekitap), öykü kitaplarını telif ödeyerek yapan çok az yayınevinden biri oldukları için kendilerine çok fazla öykü dosyası geldiğini, ancak 2014'te öncelikleri çeviri yayın olduğu için bir öykü kitaplarının çıktığını, yeni dönemde ona yakın öykü kitapları olacağını belirtmiş.

Faruk Duman (Can Yayınları), kurucuları Erdal Öz'ün bıraktığı bir miras olarak öykünün onlar için ayrı bir önem taşıdığını, iyi bir öykücünün kaleminden çıkmış bir öykü kitabının yazınsal bakımdan niteliği yüksek bir çalışma olduğunu vurgulamış.

Sedat Demir (Dedalus Kitap), "Bir editör, eğer bir metnin, özellikle diline de müdahale ederse, öyküyü kendisi yazmıştır. Yazar, editöre müdahaleye izin vermediği ölçüde metin kendisine aittir. Ancak elbette düşünce alışverişi değerlidir" demiş.

Levent Cantek (İletişim Yayınları), kişisel bir cevap vererek öykünün yerinin ve öneminin tartışılmasının edebiyatı tartışmak anlamına geleceğini, öykünün bir üstünlüğü ya da önceliği olmadığını, iyi bir hikayesi olan veya iyi edebiyat yapan her şeyi iyi, güzel ve yayınlanır bulduğunu söylemiş.

Aydın Şimşek (Kanguru Yayınları), öykünün belki de günümüz insanının psikolojik serüvenine en uygun yazı disiplinlerinden biri olduğunu, yayın politikalarında hem kendine yer açmak için çabalayan yeni seslere kulak verdiklerini, hem de belirli bir okur tabanını oluşturmuş yazarlara kitaplarının sorumluluğunu kendilerine bırakarak yer verdiklerini belirtmiş.

Murat Yalçın (Yapı Kredi Yayınları) öykücülüğümüzün son yirmi yılda, özellikle belirli dergiler, yayınevleri ve yayıncılar sayesinde iyi bir ivme kazandığını, bu ortamın yeni öykücülerin çıkmasını ve öyküde kalmalarını sağladığını vurgulamış.

....

Kadir Yüksel "2014'te Öyküyü Düşünen Kitaplar" başlığında yıllıkları, dergileri, kitapları anlatmış. Yıllıkların yine öykücüler ve öykü üzerine yazanlar tarafından sessizlikle karşılandığını belirtmiş.

Dergilerin özel sayılarının yanı sıra öykücülüğümüzün ustaları için yazılmış kitapların, unutulmaya yüz tutmuş öykücülerimiz üzerine yazılan incelemelerin öne çıktığını söylemiş. Hece dergisinin "Bereketli Toprakların Yazarı Orhan Kemal" adlı özel sayısında hayatını, kişiliğini ve düşüncesini ele alan ilk bölümdeki yazıların okurken mutlaka sorgulanması, başka kaynaklardan doğrulanması gerektiğini vurgulamış. Orhan Kemal'in muhalifliğinden düşmanlık çıkarılmasının, yazarın din anlayışının ve yapıtlarında dinin işlenişinin sorgulanmasının ne ölçüde sağlıklı sonuç verebileceğini sormuş. Son iki bölümün çok iyi hazırlanmış bir kaynakça ve fotoğraflardan oluşan bir albüm olduğunu, özel sayının Orhan Kemal'in düşüncesi ve edebiyatı bölümleri dışında bir kaynak kitaba dönüştüğünü belirtmiş. 100 yaşındaki Orhan Kemal'i selamlayan iki kitabın, Alper Akçam'ın "Dillerine Kurban-Orhan Kemal'de Diyalojik Perspektif" ve İlkyaz Bingül'ün "Orhan Kemal Edebiyatında İşçi Oluş ve Ücretli Hayat", daha sözünü etmiş.

Kadir Yüksel her zaman öykü üzerine düşünen, öyküye önem veren, öykü üzerine kitaplar hazırlayan bir eleştirmen ve öykücü olarak nitelediği Feridun Andaç'ın 2014'te yayımlanan "Öykü Yazmak Hikaye Anlatmak" ve "Anonimleşen Edebiyat" kitaplarında masaldan hikaye anlatıcılığına, oradan da çağdaş öyküye giden yollardan yeni eğilimlere, edebiyatın anonimleşmesi ve yazılanların tekdüzeleşmesine varan değişimleri anlattığını ve sorguladığını, kitapların "Değişim" ve "Bugünün Yansısı" bölümlerinde bir iki kuşak öncesi ustaları Oğuz Atay, Muzaffer İzgü, Tomris Uyar, Bekir Yıldız, Mustafa Kutlu, Sulhi Dölek, Necati Tosuner ve İnci Aral ile günümüz yazarları Cemil Kavukçu, Ahmet Yurdakul, Mahir Öztaş, Jale Sancak, Aslı Erdoğan, Ayfer Tunç, Faruk Duman ve Şule Gürbüz hakkında yazılar yer aldığını belirtiyor.

Her yıl öykü üzerine yayımladığı bir kitapla öyküyü ve öykücüğümüzü sorgulayan Necip Tosun'un 2014'ün son aylarındaki "Doğu'nun Hikaye Kuramı" adlı kitabının kıssalardan hikaye anlatıcılarına, şiirsel ve sembolik söylemlere giden yolu anlatarak açıldığını, öykücülüğümüzün geleneklerine, izlerine, doğasına ilişkin önemli bir kitap olduğunu söylüyor.

Yekta Kopan editörlüğünde hazırlanan "İpekli Mendil", Cemal Şakar'ın "Edebiyat Ne Söyler", Hasan Öztürk'ün "Kurmaca ve Gerçeklik", Ali Haydar Haksal'ın "Kendilik ve Edebiyat", Volkan Gemili'nin "Memleket Küçük Hikayeleri", Ahmet Yıldız'ın "Büyük Yapıtlar Küçük Yapıtlar", Necati Tonga'nın "Yaşayan Hikayemiz-Türk Hikayesi Üzerine İncelemeler", Şahan Sağlık'ın "Hikaye/Anlatı/Yorum", Günseli Sönmez İşçi editörlüğünde hazırlanan "Erendiz Atasü Edebiyatı", Seher Özkök'ün Sevim Burak öykülerini inceleyen "Yaşama Teğelli Öyküler", Ömer Solak'ın "Çıt Çıkarmayan Bir Ağlayış Gibi..." alt başlıklı "Selçuk Baran öykücülüğü", Mutlu Deveci'nin "Halit Ziya Uşaklıgil'in Öykülerinde Yapı ve İzlek" ve Recai Özcan'ın "Mahmut Yesari Hayatı ve Hikayeciliği" kitaplarının sözünü ediyor.

Kadir Yüksel, Şahan Sağlık'ın yıl sonuna doğru yayımlanan "Hikaye/Anlatı/Yorum" kitabının önemli bir yerde durduğunu belirtmiş. Kitabın "Öyküden Anlatıya" başlıklı dördüncü bölümünde öykünün, halk hikayeciliğinden, ders veren kısa anlatılardan yola çıkılarak tahkiye etmek (öykülemek), kurgusal yapı ve postmodernist anlayışa uzanan çizgisi yansıtılmış.

2014'ün öykülerinin öyküsünü okurken ve geçtiğimiz yıldan beri yaşananları düşünürken aklıma bir soru takıldı.

Hukuk dili öykünün diline, hikaye dili yaşamın diline uyuyor mu?

İlk görevi bu topraklarda yaşayan herkesin can güvenliğini garanti etmek olması gereken yöneticilerin ölen, gözünü kaybeden, yaralanan insanlara kayıtsız kalabildiği, mağdurları hedef gösterebildiği koşullarda Kadir Yüksel'in hazırladığı "Bağzı Şeylere Öyküler: 28 Yazardan Gezi Parkı Öyküleri" unutulmaması gereken bir çalışma olmuştu.

Bu arada bir haber gördüm. İki yıl sonra Ekim ayında Gezi Parkı ana davası sonuçlanmış. "Bağzı" mağdurlara gereken ceza verilmiş.

Ve ne yazık ki bir çok başka haber gördüm, görüyorum. Bu toprakların acıları bitmiyor.

....

Yaqob Tilermeni, "Yeni Yayınevleri ve Kitap Fuarlarına Yetişme Telaşı" başlığı altında "2014'te Kürtçe Öykü" konusunu anlattığı yazısına, 2010 yılından başlayarak Diyarbakır'da düzenlenebilen kitap fuarının 2014'te bazı büyük yayınevlerinin katılmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş olmasının yasaklama zihniyetinin bir etkisi olarak değerlendirildiğini belirterek başlamış. 2014'te öykü kitaplarının sayısının önceki yıla göre azaldığını, sadece öykülerin yer aldığı Jehr adlı bir dergi çıkarken kitap sayısının düşmesinin çelişkili olduğunu söylemiş.

Yaqob Tilermeni'nin yazarlar, kitaplar ve öykülerle ilgili değerlendirmelerinde çok sayıda yazar ve kitap adı geçmiş. İbrahim Osman ve Gecenin Gölgesi'nden, yaşanan acıların yeni yazılmakta olan bir tarihe yaslanarak edebiyat tarzında anlatıldığından; Mahir Bagok'un Yıldırımların Öpücük İzleri'nden, yazarın nehir öykü tarzında yazılmış öykülerin kurgusundaki ustalığından; Xelil Duhoki'nin Güneş Doğacak'ındaki konu zenginliğinden, farklı kültürlere ait sosyal grupların çatışmalarının, Avrupa ülkelerinde tutunamayan mülteci konumundaki Kürtlerin içinde yaşadığı ortamı 1., 2. ve 3. tekil şahıs anlatımlarıyla sunulmasından, Bağdat Üniversitesi'nde okurken evlenen Kürt kızı ile Arap gencin evlenmelerinden sonra çıkan savaşın neden olduğu milliyetçi duyguların etkisiyle ayrılmalarının ırkçılığın başlattığı kopuşu ve anlamsızlığını yansıtmasından söz etmiş.

Daha önce Yaşar Kemal'in Yağmurcuk Kuşu'nu Titirwask adıyla çeviren Brahim Ronizer'in Korere (Köryol) adlı ilk öykü kitabında kısa, sade, minimal öyküler yer almış. Suriye'de Yaşar Kemal düzeyinde bir yazar olarak bilinen Rojavalı Kürt asıllı yazar Selim Berekat'ın Demir Çekirgeler/Çocukluk Anıları adlı kitabı çevrilerek yayımlanmış.

Sırrı Ayhan'ın Aynadaki İzler'inde 15 öykü ve öykülerin bir özetini sunan 12 karikatür, yazarın yaşadığı Almanya'daki şoförlük yaşamından kesitler sunar gibiymiş. Kürtçe, Türkçe ve Almanca dilleriyle yazan yazar daha önceleri Düsseldorf'ta taksicilik yaparken çektiği fotoğraflardan ve farklı milletlerden insanların düşüncelerini yazdığı defter sayfalarından oluşan sergiler açmış.

Hesene Mete'nin Bu Gece ve Son Öykü adlı yeni öykü kitabında kısa ve minimal öyküler yer almış.

Tilermeni çalışmada konu alınan kitapların listesini de vermiş.

....

Öykü kitapları üzerine değerlendirmeler bölümünde Aslı Solakoğlu beğenisinin, bir zaman sonra bile, metindeki atmosferi ve samimiyeti hatırlamasıyla doğru orantılı olduğunu söylemiş.

Ayşegül Tözeren 2014'te yayımlanan öykü kitaplarına geçmeden önce, öyküye tarihin penceresinden bakmak isteyerek günümüz öyküsünü geçmiş kuşaklarla ilişkilendirmiş. 50 kuşağı öyküsüyle yakınlaştığı alanlar bulunduğunu, özellikle de 78-84 arasında yazılan toplumsal olanı ve sokağı önceleyen öyküyle ilişkili olduğunu belirtmiş. Bugünün öyküsünün bir başka özelliğini de 90 kuşağındaki anlayışa göre toplumsal olanın daha fazla öncelenmesi olarak tanımlamış. 80'li Özal yıllarının etkilerinin 90'larda daha ciddi hissedildiğini, bu yıllarda gençliklerini geçirenlerin kendi iç seslerine sarılmasıyla 90 kuşağında 50 kuşağına benzer biçimde iç ses hakimiyeti görüldüğünü, ancak sokak öncelense dahi 90'ların pencerenin ardından bakma ve yazma durumunun değişmediğini söylemiş:

"Yazar kalın camlı bir pencerenin ardından mahalleyi, sokağı, toplumsal olayları konu eden öyküler kurduğunda, bir yandan düz anlatıdan kaynaklanan kuruluk, bir yandan da detay yoksunluğunun iyiden iyiye sırıttığı haberci diliyle aktarım göze çarpıyor. Klişelere yaslanan aforizmalar ve aforizmaların ardındaki büyüklenmeci birinci tekil şahıs anlatıcıları inceltilmemiş düz anlatımı gizlemeye çalışıyor. Oysa sanatın ve edebiyatın doğduğu yer olan yaşamdan tamamen koptuğunda, pencerenin ardındaki bütün dokunuşlar cam tadında soğuk olacaktır. Oysa öykü doğal ve içten yazıldığında var olur."

Çok sayıda kitaptan söz eden Hülya Soyşekerci, en dikkate değer öykü kitaplarının başında Nalan Barbarosoğlu'nun Okur Postası'nın geldiğini söylemiş. Ortak kitaplar arasında en etkilendiklerini Murathan Mungan'ın hazırladığı Merhaba Asker, Özcan Karabulut'un derlediği Emek Öyküleri ve Kadir Aydemir'in editörlüğünde hazırlanan Mutsuz Aşk Vardır seçkileri olarak belirtmiş.

2014'ten Beş Altı Kitap'ı değerlendiren Kemal Gündüzalp, Hülya Soyşekerci-Mine Ömer-Gültekin Emre derlemesi Kadınların Ruh Acıları'nı önemli bir kolektif öykü kitabı olarak nitelemiş. Otuz iki kadın yazarın öykülerinden oluşan kitapta insanı sarsan öyküler bulunduğunu, her gün neredeyse bir kadının sokak ortasında bir erkek tarafından öldürüldüğü bir ülkede, bu öykülerde asıl kalanların acılarına tanıklık edildiğini söylemiş.

ON Artı BİR Kitap diyen Mehmet Öztunç, Cemil Kavukçu'nun Üstü Kalsın kitabını değerlendirirken "mekan bilinci belleğe çocuklukta kazındığı için insan çocukluk sonrası indiği bir yerde mekan duygusunu yakalamakta zorlanıyor" demiş. Nalan Barbarosoğlu'nun Okur Postası'nı "her öykü okurunun mutlaka uğraması, konaklaması gereken son derece özel bir öykü yapıtı" olarak nitelemiş, Ülkü Tamer'in Tarihte Yaşanmamış Olaylar'da edebiyat ile tarihin sınırına koyu bir çizgi çekmekle kalmayarak "edebiyat doğasını, neliğini de ustaca" gösterdiğini söylemiş. On kitap arasında Handan Acar Yıldız'dan Ağır Boşluk ve Andrey Platonov'dan Günay Çeteo'nun çevirdiği Muhteşem Vahşi Dünya yer almış.

2014'ten Dört Kitap'ı değerlendiren Melisa Sürücü, Melisa Kesmez'in Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz kitabı için yazdıklarını "öykülerinin sahiciliği ile seksenli yıllarda komşunun kızıyla dertleşir gibi" okuttuğunu, Doğan Yarıcı'nın İs Odası için okurun "kapak fotoğrafıyla ve kitabın adıyla" çarpıldığını, Hakkı İnanç'ın Ateş Etme Silahsızım'ı için yazarın "ilk öykü kitabındaki öykülerin başarılı olmasının verdiği güvenle devam etmek yerine bu kitabında açıkça yeni şeyler denemiş" olduğunu söylemiş.

2014 Yılında Yayımlanan Bazı Öykü Kitaplarına Bakış başlığı altında Mine Hoşcan Bilge, değerlendirdiği kitaplar arasında yer alan Tuncer Erdem'in Bak, Gene O Şey kitabının Fernando Pessona'nın Huzursuzluğun Kitabı'ndan alınan "Düşlerimde günlük hayatı imgelerle süslemeyi, sıradanlığı olağanüstü göstermeyi öğrendim; kuytu köşeleri, ölü eşyaları yalancı bir güneşle parlatmayı, belki bir teselli olur diye, kendimi anlattığım cümlelere ahenk katmayı" cümlesiyle başladığını, kitaptaki öykü isimlerinin tek heceli olarak seçilmesinin "çağımıza egemen olan hızın ideolojisine ve zamansızlık kavramına adeta gönderme yaptığını", Melisa Kesmez'in Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz kitabındaysa yazarın "kadın kahramanlar üzerinden bir anlamda hayatı" sorguladığını, erkeklerin ve çocukların öykülerdeki varlığını yan karakterler olarak sürdürdüğünü belirtmiş, Yekta Kopan'ın İki Şiirin Arasında kitabında "yer alan öykülerin birbirinden bağımsız konuları ve kurguları olmasına karşın, aynı zaman aralığında yaşanmış olaylar izlenimini" verdiğini, "şiir disiplini üzerinde de çalışan" Deniz Faruk Eren'in Yasak Kitap'ında öykülerin geneli toplumcu gerçekçilik akımına yakın dursa da yer yer büyülü gerçekçilik öğelerinden de yararlanıldığını, olayların okura abartısız olarak aktarıldığını belirtmiş.

Dört Kitap başlığı altında Nazlı Karabıyıkoğlu "sık sık yaptığı çevirilerle birçok öykü ve şiirden mahrum kalmamamızı sağlayan" Parşömen Sanal Fanzin (Onur Çalı) ve "yeni öykü yazarlarına bir şans vermeyi tercih eden ve yaşayan bir edebiyat atölyesi olmayı başaran Sarnıç Öykü Dergisi, "yine atölye formatını hissedebildiğimiz" 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi, Notos ve Hece Öykü adlarını anmış. Alper Beşe'nin Bir Takım Tuhaflıklar, Ertuğ Uçar'ın Ormanda Kaybolmak/Bir Sözlük Hayali, Nurullah Kuzu'nun Kırkyama, Hakkı İnanç'ın Ateş Etme Silahsızım kitaplarından söz etmiş.

Necip Tosun'un 2014'te 10 Öykü Kitabı Cemil Kavukçu'nun Üstü Kalsın, Cemal Sakar'ın Portakal Bahçeleri, Nalan Barbarosoğlu'nun Okur Postası, Handan Acar Yıldız'ın Ağır Boşluk, "yaşanan karmaşık ve kaotik ortamda bireyin dünyasına" eğilmesine ve "iç dünya ile dış dünya arasındaki gerilime vurgu" yapmasına neden olan bir "mesele"si olduğunu belirttiği Akif Hasan Kaya'nın dışlanmışlar terör ve savaş çağrışımları yüklü Ölmüş Oyuncaklar Müzesi, Nazlı Karabıyıkoğlu'nun Olivya Çıkmazı, Aysun Kara'nın Kıymık, Mehmet Kahraman'ın Minareden Düşen Ezan, Doğukan İşler'in Öykü Yapım Çalışmaları, İsmail İsparta'nın Gergin Bir Ay kitapları olmuş.

Zeynep Sönmez 2014 değerlendirmesinde aralarında Aysun Kara'nın Kıymık, Onur Çalı'nın Geçen Sene Doğanlar, Melisa Kesmez'in Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, Ülkü Tamer'in Tarihte Yaşanmamış Olaylar kitaplarıyla birlikte Andrey Platonov, Ali Smith, Roddy Doyle ve Raymond Carver'dan çevrilen dört kitabın da bulunduğu çok sayıda kitaba yer vermiş, İbrahim Karaoğlu'nun Gölgeler ve Yelkovan'ını Ercan Kesal'in "uzun bir şiir" olarak nitelendirdiğini söylemiş."Kafka, yazılanların okurun kafasına bir balyoz gibi inmesi gerektiğini, aksi takdirde yazmanın anlamı olmayacağını söylerken, sanırım Ali Teoman'ın Öykü Uçları kitabını kastetmemişti" yorumunu yapmış. Remzi Karabulut'un 252 yazardan minimal öykü aldığı "Öyküden Çıktım Yola" ve Hande Baba'nın derlediği öykülerden Arzu Eylem'in editörlüğünde yayımlanan "Ölüm Vardiyası" kolektif kitaplarına değinmiş.


....

Kadir Yüksel 2014 Yılında Öykünün Dergilerden Görünümü'nü anlatmış. Önceki yıl sonunda yayımda olan Hece Öykü, Notos, Sarnıç Öykü dergilerine 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, İzmir Edebiyat İşliği ve Post Öykü dergilerinin eklendiğini, Öykü Teknesi'nin Deliler Teknesi'nde sürdüğünü, Galapera Öykü yayımının ürünlere ve öykücülüğümüzün ustalarına yer vererek sürdüğünü belirtmiş. Dergilerde yer alan çeviri öykülere de mutlaka değinilmesi gerektiğini vurgulayarak Dublinliler'in yüzüncü yılı nedeniyle dergilerde ele alınmasından, F. O'connor, Poe ve Cortazar yazı ve dosyalarından söz etmiş. 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi'nin farklı anlayışlardan, düşüncelerden yazarlarla öykücülüğümüzün çeşitliliğini sayfalarına taşıdığını, bugünün öykücülüğünü her yönüyle kapsayan bir alan oluşturduğu düşüncesini aktarmış.Dergilerde yer alan yazı ve öyküler hakkında bilgi vermiş.

Yaqop Tilermeni Bir Dil Bir Hayat başlıklı yazısında dergilerde Kürtçe öykü konusuyla birlikte dillerle ilgili politikalara da değinmiş. Walter Benjamin'den "İnorganik olanın , organik olanı egemenliği altına aldığı verili toplumlarda, doğal gelişme yolu kapatıldığı için ölüme yönelme" olacağı sözünü aktarmış. Yazılı dil ve sözlü dil arasındaki çelişkiden, sözlü dilin demokratik ve değişimci özelliklerinden, İnternet'le tanışmadan cezaevine girip kaldıkları uzun sürede öykü yazanların dünyasındaki farklardan söz etmiş.

Dergilerin uzun ömürlü olamadığını, önceki dergilerin bazılarına artık rastlanmadığını belirtmiş. Mardin Artuklu Üniversitesi'nde okuyan Kürtçeseverlerin bulunduğu dergilerin Kürtçe edebiyattaki eleştiri eksikliği sorununun çözümüne katkısı olabileceğini söylemiş. Weje u Resne'nin yaklaşımını: "Tek derdimiz, yalnızca bir edebiyat eleştirisi geleneği oluşturabilmek, Kürtçe okurları Kürtçe'nin ve dünyanın en iyi edebiyatlarından haberdar etmek çok yönlü teori ve analizlerle yeni ve modern denemeleri sunmaktır" sözleriyle aktarmış. Zarema'dan "Kürtçe üretim günahları hafifletmiyor" alıntısını yapmış. Serwet Giyan'ın öykülerinde sarımsaklı yemeklerden dolayı salınan kokuların buharlaşıp dergiden çıkmasından, tezek, sigara ve kar kokusunun odaya sindikten sonra farklı çağrışımlar yapmasından söz etmiş. "Yağmur hatıraları sular" anlatımıyla görüntü, ses ve kokuyla birlikte beyin duyusundaki algıya seslenen bir yapı oluşmuş. Hakan Arif Can'ın öyküsünde "toprağın altında ölen gençlerin taze etleriyle beslenen köryılan, böcek, tırtıl ve kertenkelenin yaşadığı o mutlu merasim" ve "toprağın altıyla üstü arasındaki mesafenin insan ömrünün yirmi yılı kadar olduğunu anlatan farklı bakış açısı" ilginç ayrıntı örnekleri olmuş.

Yaqop Tilermeni, Ferzan Şer'in Tiroj dergisinde yayınlanan Metin ve Eski Hikayelerdeki Kalıntılar adlı eleştiri yazısında metinlerdeki bilinçdışı kavramının nasıl işlendiğini eski metinlerden örneklerle, Sorani edebiyatının romancılarından Eta Nehayi'nin Kayıp bir Kaderin Peşinde adlı romanındaki kahramanları değerlendirerek eleştirip anlattığını söylüyor. Önder Beyter'in 1920'lerden günümüze Kürtçe öykünün kısa bir tarihçesini ve Rojavalı öykücü Helim Yusiv'in öykü kitaplarını değerlendirdiğini, W dergisininse 2014'te yayınını sonlandırdığını belirtiyor. İzlenen dergilerin listesini, öykü ve yazı sayılarını, yazarların ve Kürtçe'ye çevrilen öykülerin adlarını veriyor.

Kemal Gündüzalp sayılarla öyküyü değerlendirdiği yazısında bireyselleşmenin bıçak sırtı yanından, salt bireye dayandıkça bireycileşmenin arttığından söz etmiş. İzlenen ve taranan dergilerden yayımlanan öykü sayısıyla ilk beş sırada yer alan Hece Öykü, Sarnıç Öykü, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Deliler Teknesi ve Mahalle Mektebi dergilerinin adlarını belirtmiş.

Öykü ve öyküye yer veren dergilerin olması geniş bir okur kitlesini ulaşıldığı, güçlüklerin aşılabildiği anlamına gelmiyor. Sarnıç Öykü gibi önemli katkıları olan ve belirli bir birikim sağlayan dergilerin bile ne kadar yaşayacakları bilinemiyor. (6,7) Sanatlog'daki edebiyat kültür sanat dergileri listesinde bazı dergi adlarının yanındaki “Kapandı” notları dikkat çekiyor. (8) Yıllıkta çok sayıda derginin adı geçiyor. Ancak yaşamaları ve anlamlı katkılarını sürdürebilmeleri, belki de niteliklerinden bile çok, baskı ve satış sayılarına bağlı.

Dergilerde en çok öykü yayımlayan üç yazar onar öyküyle İsmail Isparta, Ömer Çelik ve Ön(d)er Şit olmuş. Toplam 797 yazarın 1367 öyküsünün yayımlandığı, ancak verilerin saptanabilen dergilerle sınırlı olduğu belirtiliyor. Dergilerin ve yazarların yayımladığı öykü sayıları veriliyor. Dergilerdeki öykülerin sürekli ulaşabildiği okuyucu sayısıysa belirsiz kalıyor.

....

Öykülerle ilgili son sözü öykülerin kendileri söylerler kuşkusuz. Kim olduklarına, nereden gelip nereye gideceklerine, neyi nereye nasıl götüreceklerine kendileri karar verirler.

Bir yıl içerisinde okurla buluşan öykülerin toplu sesi de ancak bir araya gelebilirlerse duyulur.

Dergilerden seçilmiş 16 öykü ve yazar, 110 sayfalık küçük bir öykü antolojisinde bir araya gelmiş.

Yıllığın içindekiler bölümünde yazar adları verilmemiş, yalnızca öykülerin adları var, listede öyküleri kimlerin yazdığı belirtilmemiş.
Mini antolojinin yazarları, öyküleri ve yayımlandıkları dergiler şöyle:

Bahri Vardarlılar, Baba Faik'in Son Vukuatı, Sarnıç Öykü Dergisi
Berna Durmaz, Belli, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi
B. Nihat Eren, Sepet, Kitap-lık Dergisi
Buse Korkut, Bir Dilim Peynir, Kurşun Kalem Dergisi

Cemal Şakar, Kül, Hece Öykü Dergisi

Emine Batar, Yazgı, Hece Öykü Dergisi
Erkut Özal, Rüyanın Getirdiği, Notos Dergisi

Fadime Uslu, Kırlangıç Senfonisi, Sözcükler Dergisi

Hande Gündüz, Islık, Sözcükler Dergisi

Mahir Ünsal Eriş, Çok Eski Bir Yonca, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi
M. Özgür Mutlu, Daire Yoktur, Varlık Dergisi

Neslihan Önderoğlu, Suyun Altındaki Kız, Sarnıç Öykü Dergisi

Onur Çalı, Karanlık Mavi, Notos Dergisi
Sevin İşleğen, Lar, Deliler Teknesi, Aykırı Kuş Eki

Şenay Eroğlu Aksoy, Çukur, Kitap-lık Dergisi

Yayla Karsan Boztaş, Gölgeler, Kurşun Kalem Dergisi

Seçilmiş öykülerin 2014 öykü dünyasını ne ölçüde örnekleyebildiğini, o yıl yaşananlara ne ölçüde dokunabildikleri duygusunu verebildiğini bilmiyorum. Bilebilmek, bu yorumu yapabilmek isterdim. Yaşam hızlanıp karmaşıklaştıkça iletişim şaşırtıcı biçimde azalıyor. Birbirimizi daha az duyuyor, yazdıklarımızı daha az okuyoruz. Umarım Kemal Gündüzalp'in sözünü edip yakındığı Sükut Suikastı son bulur ve yıllıklardaki seçilmiş öyküler bölümleri eleştirilerle gelişerek öykü dünyasını yansıtabilecek kesitleri birleştiren birer örnek merkezi olabilir.

Yıllıkta öykülerin yer bulabilmiş olması Kemal Gündüzalp'in verdiği bir başka iyi haber oldu. Bu çalışmalar sonraki yıllarda sürebilirse, her yıl seçilen öyküler topluca değerlendirilerek on yıllık seçkiler de hazırlanabilir mi? Yayınevleri, dernekler, dergiler bu çalışmalara katkı verir mi? Zor mu olur? Ama yazarların işi olanaksızı arayıp bulmak, erişilmeze ulaşmak değil midir?

Öykü yaşamdır. Kayıtsızlıktır. Gözyaşıdır. Kahkahadır. İncelikle örülmüş bir evrendir. Boşluktur. Zamansızlıktır. Erkenliktir. Sonsuzluktur. Erişilmezliktir. Hiçbir şey ve her şeydir.

Öykü gerçek midir, düş müdür, doğru mudur, yanlış mıdır, içtenlik midir, çokyüzlülük müdür, sahicilik midir, sahiciliğin olamayacağının kanıtlanması mıdır?

....

Dergilerden seçilmiş öykülerin ardından "Öykü ve Öykücüler Üzerine Bazı Yazılar" başlığıyla çoğu gazetelerin kitap eklerinde yer almış yazıların listesi geliyor.

"Yazılardan Seçmeler" bölümünde Aykut Ertuğrul, "Hikayeyi Görmek" başlığıyla evrenin bir öykünün yazılışında kesişen çizgilerini araştırmış. Tarkovski'nin sinema anlayışında önemli bir yer tutan zaman kavramına (9) edebiyat penceresinden bakmış:

"Filozoflar, teologlar, kuantum fizikçileri, matematikçiler... insan belki de zamanın başlangıcından beridir 'zaman'ı anlamaya çalışıyor."

"Hayat, donukluğun, durmanın zıttıdır. Rutinin sürekli bozuluşudur, hareket halidir."

"Rutin ve rutinin bozulması -tüm bu oluş bozuluş hali- başlı başına bir rutindir."

"Öykü ise rutinin bozuluşunda gizlidir. Öykücü zaman ve mekan içinde her an bozulan ve ardından yeniden sıraya dizilen sonra yeniden bozulan düzeni görebilmelidir."

Rutinin bozulması, akışın durması için örnekler vermiş. "PAT!" demiş. "Zaman akar" demiş. "Dört satırlık bir boşluk" demiş.

Öykünün ve yaşamın püf noktalarının aslında aynı, görmek ve görebilmek olduğunu söylemiş.

Belki de yaşamın tek gerçeği hayatta kalmaktır. Diğer tüm gerçekler yalnızca bu ana gerçekle ilişkileri içinde var olabilirler.

Belki insanın püf noktası ya da paradoksu da, yaşamak için insanlığını yitirmek ya da insan kalmak arasında seçim yapma gücüdür.

Başkalarının öykülerini görüp hissedebilmek, anlayış ve merhamet, insanı büyük gerçek karşısında güçlendirir mi? Zayıflatır mı?

....

Aysu Erden "Güçlü ve Karşıt Kadın Kahramanların Yazarı Nedim Gürsel" başlığı altında kitaplarındaki şiirsellik, çok katmanlılık, çok mekanlılık, çoğul anlamlı sarmal anlatılar, kimlik, gereksinim, bağlanma korkusu, çok kadınlı erkekler, sevgi, tutku, sıradışı travmatik ilişkiler, vazgeçilemez kadın kahramanlar konularını incelemiş. Kaynakları arasında Nedim Gürsel'in kitap ve yazıları, Mustafa Bal ve Dilek Kahraman'ın yüksek lisans tezleri, Timour Muhidine'in yazısı ve Zehra Yaşın Dökmen'in "Toplumsal Cinsiyet-Sosyal Psikolojik Açıklamalar" kitabı yer almış.

Kitapların ve insanların epey ortak yönü olmalı. "Kitap gibi kadın" ve "karşıdakini kitap gibi okumak" gibi sözler bir yakınlığı çağrıştırıyor. Başkalarından duymakla karşılaşıp görerek tanımak aynı değil, etkileri çok farklı oluyor. Kişisel öyküler bu yüzden sonsuz bir çeşitlilik sunuyor. Bu geniş ve karmaşık bilgi yığınından somut ve geçerli sonuçlara varılabilir mi? Öznelliğin nesnelliğine ulaşılabilir mi? Bir yazarın anladığı ve anlattığı (ya da anladığını sandığı ve anlatmaya çalıştığı) kadınlar gerçeğin bilgisini verebilir mi? Günümüzün karmaşık ve erkek egemen kadın-erkek ilişkilerinin çözümlenmesine katkısı olur mu? Daha dürüst ve iyi bir sistem için erkeğin mutlak bir tekeşliliği benimsemesi mi, kadına dayatılan mutlak tekeşlilik sınırlarının kaldırılması mı gerekir? "Açık Büfe Cinsellik" olabilir mi? (10) Ne zaman olabilir? Gerçekleşirse erkeklerin ve kadınların aynı haklarda buluşmasını sağlayan bir gelişme mi olur, ilişkilerde kalan son insanlık ve sevgi kırıntılarını da ortadan kaldıracağı için bir çöküş mü getirir?

....

Ayşegül Tözeren "Kıyıya Vuran Dalgalar ya da F Tipi Öyküler" ile Sibel Öz'ün duvarların ardındaki yazarların öykülerini derlediği kitabı anlatmış. Çalışmada, derleyen Sibel Öz'le birlikte Dilek Öz, Sami Özbil, Murat Saat, Edip Yalçınkaya, Naif Bal, Diyadin Turhan, Nibel Genç ve Mustafa Ağcakaya'nın öyküleri yer almış. Kitabın diğer öykü derlemelerinden ayrılan yanlarından biri, dışarıdaki deli dalgaların cezaevine fotoğraf göndermeleri ve içerideki yazarların bu fotoğraflardan yola çıkarak öykülerini yazmaları olarak belirtilmiş.

"Derlemedeki metinler rengarenk... Öykü edebiyatımızın farklı yaklaşımlarını bir araya getirebilmiş bir derleme" nitelemesini yapan Ayşegül Tözeren F tipi öyküler içinde cezaevinden çıkmış bir tutuklunun yaşamla kurmaya çalıştığı ilişki, cezaevine uzanan kırık bir gençlik hikayesi, tutuklu yakınlarının çaresizlikleri, işkence yapan polis, ironik bir kadın erkek ilişkisi anlatımı gibi konuların okunabileceğini söylemiş, değerlendirmelerini aktarmış.

"Dışarıdan gönderilen fotoğrafların da katkısıyla, her günün aslında aynı güne benzediği bir zaman algısıyla kapalı bir mekanda yaşamak zorunda kalan içerideki yazarların imgelem dünyalarını bu kadar zengin ve canlı tutabiliyor olmaları da dikkat çekici."

"Murat Yazar, Paşa Irmak ve Seda Öz'ün fotoğraflarından yola çıkarak yazılmış içeriden öykülerin birbirine benzemeyen karakter seçimleri ve kurgu zenginlikleri göz önüne alındığında duvarların ardındaki yazarların imgelem gücü hayranlık uyandırıyor."

....

Oylum Yılmaz "Vicdana Dokunduğu Yerden Edebiyat" başlıklı yazısında bazı edebiyatçıların her türlü tartışmanın üzerinde yer alarak okurun ve eleştirmenlerin kalbini kazandığını, edebiyatı hayatın içine yerleştirdiklerini belirterek Yaşar Kemal, Murathan Mungan ve Nazım Hikmet adlarını saymış, Mahir Ünsal Eriş'in "Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde" kitabını okuduktan sonra bu tür bir parlamayla karşı karşıya olduğunu hissettiğini yazmış. Sait Faik Armağanı'nın altmışıncısının Mahir Ünsal Eriş'e verilme sebebinin çok önemli ve anlamlı olduğunu belirtmiş.

....

Semih Gümüş "Üçüncü Kişi Anlatımı" başlıklı yazısına nitelikli edebiyat sözünün yazınsal metinler için kullanıldığını, kurmaca teriminin yeterli olmadığını belirterek başlamış. Tolstoy'un Savaş ve Barış, Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu, Ayfer Tunç'un Dünya Ağrısı romanlarından örnek vermiş, kavramı açıklamış.

"Üçüncü kişi anlatımının kısıtlarını aşma tekniklerinden biri, anlatıcının dışarıda ve yansız kalma zorunluluğunu unutmazken, zaman zaman kişilerin bakış açısı ve bilinci içinden anlatmaktır."

"21. yüzyılın başlarında modernist edebiyat, bireyi odak noktasına aldıktan sonra yeni anlatım tekniklerine zorunlu kalınca üçüncü kişi de kıyıya çekildi ve bir aktarıcı olmanın dışındaki rolleri kendisinden alındı."

"Bu tür üçüncü kişi anlatımında, anlatıcı dışarıdan görülebilen her şeyi anlatabilir ama kişilerin iç dünyalarına kesinlikle giremez. Kendi konumunu da öyküde yada romanda yaşananlar karşısına konmuş bir kamera gibi görür, sınırlar."

....

Öykü yazarları 2014'te dünyanın ve Türkiye'nin hallerine dizginlenemez bir öfke duysalar, içlerinde büyüyen derin bir acıyla yazmaktan vazgeçseler, kendilerini zorlasalar bile tek bir sözcük çıkaramasalar, 2014 öykü dünyası geniş ve derin bir sessizlik olsa, edebiyatın içinden ve dışından bakanların yaşamlarında ne eksilirdi?

Yıllıkta adı geçen, listelenen, bazıları çok kısa notlarla tanıtılan kitapların kaçı okunduğunda bu soruya bir yanıt verilebilir? Ya da herhangi bir yanıt verilebilir mi? İnsanlığı yok etme pahasına insanı yönetmeye ve hizaya sokmaya çalışanlar insanlık tarihinin gerçek değerlerinin izlerini yansıtan kaç kitap okumuşlardır?

....

Evet, "günler ağır, günler ölüm haberleriyle geliyor." Ama yazının adı barışın öyküsü. Çünkü hep barış der, barışı anlatır, barışın türküsünü söyler öyküler. Savaşın en acımasız anlarını anlattıkları zaman bile.

....

Öykü yıllığındaki seçkinin iki öyküsünden iki kısa alıntı. Onur Çalı'nın karanlık mavisinden Yayla Karsan Boztaş'ın gölgelerindeki karanlık kuyuya. Belki bir umut bulmayı umarak gecenin koyu örtüsünün altında.

"Anlaşılmaz bir dilde, anlaşılmaz bir şeyler. Karşı dağların arkasından yüzünü gösterdikçe güneş, yüzünün bazı yerleri karanlıkta kalıyor adamın. Su aydınlanıyor bu arada, kuşlar donup kalıyor."

"Düşen yapraktan, savrulan kardan, esen rüzgardan, çırpınan kanattan hızlı, ani bir hareketle kızını çekip alıyor adamın elinden Cevahir, beyaz sırtlı karayılanların olduğu karanlık kuyuya atlıyor..."

Gecenin kapkaranlık görünen boşluğunda her zaman, çok koyu da olsa, bir derin mavilik, siyaha saklanmış lacivert vardır. Şafakta uzaklarda gizlice belirip büyüyerek kızıla çalan ışıklarsa umuttur, barıştır, sabahtır, yarındır, gelecektir.

1. Kemal Gündüzalp, 2014 Öykü Yıllığı "Öykü Yağmuru 3", http://www.idefix.com/kitap/2014-oyku-yilligi-kolektif/tanim.asp?sid=IX2UOGGEJ04YTZFJJK7T, http://www.dr.com.tr/Kitap/2014-Oyku-Yilligi/Merve-Akinci/Edebiyat/Turk-Oyku/urunno=0000000649756
2. Mehmet Arat, 21. Yüzyılın Yükselen Sesi: Öykü (2012 Öykü Yıllığı Üzerine), http://www.sanatlog.com/sanat/21-yuzyilin-yukselen-sesi-oyku-2012-oyku-yilligi-uzerine/, https://bilimsanati.blogspot.com/2019/03/21yuzyln-yukselen-sesi-oyku-2012-oyku.html
3. Mehmet Arat, Öykünün Öyküsü (2013 Öykü Yıllığı Üzerine), http://www.sanatlog.com/sanat/oykunun-oykusu-2013-oyku-yilligi-uzerine/, https://bilimsanati.blogspot.com/2019/04/oykunun-oykusu-2013-oyku-yllg-uzerine.html
4. Mehmet Arat, Yaşamın Acı Tatlı Öyküleri, http://blog.milliyet.com.tr/yasamin-aci-tatli-oykuleri/Blog/?BlogNo=481277
5. Mehmet Arat, Barış İçin, http://blog.milliyet.com.tr/baris-icin/Blog/?BlogNo=377055
6. Sarnıç Öykü, www.facebook.com/SarnicOyku
7. Mehmet Arat, Sarnıç Öykü'ye veda mı, yeni bir başlangıç mı?, http://mehmetarat.blogspot.com.tr/2015/07/sarnc-oykuye-veda-m-yeni-bir-baslangc-m.html
8. Osman Akyol, Edebiyat Kültür Sanat Dergileri E-mail Adresleri (2015), http://www.sanatlog.com/sanat/edebiyat-kultur-sanat-dergileri-e-mail-adresleri-2015/

26 Nisan 2019 Cuma

Öykünün Öyküsü (2013 Öykü Yıllığı Üzerine)


Kemal Gündüzalp öykü yıllıklarını sürdürmezse diye epey korkmuştum. 2013 Öykü Yıllığı'nı görünce çok sevindim. (1) Üstelik, böylece yine bedavacılık yapabilecektim. Kitaplar, dergiler, öyküler arasında yapılan yolculukların sonuçlarını elimde tuttuğum bir kitapta görüp aylar sürebilecek araştırmalara gerek kalmadan gökyüzündeki yıldızlar gibi değişik parlaklıktaki ışıltılarıyla yıla yayılan öykülerle ilgili çok değerli bilgilere ulaşacaktım.

Ama kitaba göz attığımda birden sarsıldım. Geçen yıl "Ardından yılın içinden esintilerle en keyifli bölüm geliyor" sözleriyle yansıttığım öykü seçkisi bu kez yoktu.

Gecenin geç bir saatiydi. Yıllığı okumak kadar hakkında yazmanın da güzel olacağını düşünüyordum. Aklımdan "Öyküyü Kovalayan Yaşam: 2013 Öykü Yıllığı Üzerine" başlığı geçiyordu. O kadar hızlı akıyordu ki yaşam, insanlar düş kırıklıklıklarından umutlar yaratmaya çalışıyor, öykülerin küçük ışıklarında yaşamda olmayan güzelliklere dair izler buluyorlardı.

2013 önceki yıllardan (belki onyıllardan da) çok farklı olmuştu. İnsanlar birleşmenin ve yaşama yön vermenin yeni yollarını bulmuşlardı. Gezi sözcüğü, umut çağrışımlarıyla birleşerek yeni bir anlam kazanmıştı. Taksim'deki bir park, toprağa ve yaşama sarılmanın, ayağa kalkmanın simgesi olmuştu. (2)

2013 Öykü Yıllığı'nda önceki yılın yıllığı hakkında yazılanlar arasında Sanatlog'daki yazıma yer verildiğini görmek beni mutlu etmişti. "Öyküyü Kovalayan Yaşam" başlığını düşünmemde Gezi olaylarında ve sonrasında yaşananların etkisi vardı. Düşüncelerimizi, yazdıklarımızı hızla paylaşabilmemiz yaşamda yeni güzellikler ve olanaklar yaratıyordu.

Ama bu yılki öykü yıllığında öykü seçkisine yer verilmemiş olması, beni beklediği bayramlıklar alınmamış bir çocuk gibi üzmüştü.

Önceki yıllıkla ilgili yazıda şöyle yazmıştım:

"Öykünün ışığını, bu ışığı görüp yakalayanların yaktığı başka ışıkları tek bir kitapta buluvermek çok güzel. Öykünün büyülü dünyasını anlatan, içine dalıp tadını çıkararak doyasıya gezme isteği uyandıran bir Öykü Yağmuru'yla karşılaşıvermek."

Kuşkusuz olumlu açıdan bakmaya çalışınca, öykü yıllığının yine bu ışığı anlattığı, geçen yıldan seçilmiş örnekleri kitapta bulamayan okurların daha büyük bir istekle dergilerin, kitapların peşine düşeceği söylenebilir.

Yine de geçen yıldan öykü örneklerine yer verilmemesi önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.

Bir süredir ne kadar süreceğini, bitirip bitiremeyeceğimi şimdilik bilmediğim bir çalışmanın içindeyim: Öykünün Öyküsü. İnsanın tarih boyunca yaşadıklarını öykünün öyküsünde anlamaya, anlatmaya çalışıyorum. Sanırım bu yolculuğa Homeros'un İlyada'sından başlamak yanlış olmaz. (3) Bu başlangıç yazdıklarımı şimdiden etkilemeye başladı. (4)

Öykünün bir yıllık öyküsünü anlatan bu yıllıklar çok önemli birer kaynak olmuş. Yüzlerce, belki binlerce kapı açıyor. İstediğini seçip aralayarak benzersiz yolculuklara çıkmak okuyucuya kalmış. Nereden geldiğimizi ve nereye gitmekte olduğumuzu, yaşamın öykülerinin ve öykünün yaşamlarının sesleriyle duymaya ve duyurmaya çalışan edebiyat dostlarının çabaları, katkıları gerçekten çok değerli.

....

Önceki yıllığın (5) alt başlığı Öykü Yağmuru'ydu. Nicel büyümenin yol açtığı sorunlara ilişkin somut değerlendirmelerden ayrıldığında bu nitelemenin yanlış anlamalara yol açabileceğini düşünmüştüm. (6)

Öykü yıllığı bu yıl "Öykü Yıllığı - 2" ve "Öykü Tarihine Önemli Bir Kayıt" alt başlıklarıyla çıkmış.

"Öykü Yağmuru" sürmüş. Yağmurun bereketiyle toprağın gür ve yeşil otlarla kaplanması, ağaçların bulutlara yükselmesi, öykü ormanının bereketiyle her yanı kaplaması yakın olsa gerek.

Kemal Gündüzalp'in öyküye değer ve gönül veren dost katkılarla hazırladığı yıllıkların gerçekten çok önemli kayıtlar olduğuna kuşkum yok.

Yine de insanların yaptıklarından önce adlarının önem taşıdığı günümüz koşullarında yetişmemiş biri olarak "Öykü Tarihine Önemli Bir Kayıt" alt başlığını kapakta görmeyi biraz yadırgadığımı söylemeliyim. Bunda, bunca çabayla hazırlanmış önceki yıllığa karşı sessiz kalan çevrelere bir sesleniş olabileceğini düşündüm.

Yıllıktaki öykü ve hikâye karşılaştırmalarını görünce bu yazı için aklımdan bir alt başlık geçti:

"Öykünün yükselişi hikâye mi olacak?"

Sözlük, kaynağını Arapça olarak belirttiği hikâye sözcüğü için üç karşılık vermiş. (7)

İlk ikisi "bir olayın sözlü ya da yazılı olarak anlatılması" diye tanımlanan yaygın kullanım ve yazındaki ""öykü" karşılıkları.

Üçüncüsü, "Anlattıkları hep hikâye, gerçekleri bulmak bize düşüyor" örneğiyle verilen aslı olmayan söz, olay.

Hikâye birleşik zamanı için "yalın zamanlı bir eylemin geçmişte yapıldığını anlatan kip" deniyor, bu birleşik zamanın "idi" ekiyle kurulduğu belirtiliyor.

Hikâye etmek içinse, "ayrıntılarıyla anlatmak, söylemek" karşılıkları, İlhan Selçuk'tan “Babam da ayrı ayrı dört çocuğuna nasıl fedakârlık yaptığını hikâye etti” örneği veriliyor.

Hikayenin üçüncü anlamıysa aslı olmayan söz, olay. Bu canlanma temelsiz bir çıkışa dayanıyor olabilir mi? Öykünün yükselişi ayakları yere basmayan bir hikaye olup kalabilir mi? Umutlarımız boşa mı çıkacak? Öykünün yükselişi hikaye mi olacak?

Sanırım öykü yağmuru sürdükçe yazarlar ve öyküleri toprakta kök salmanın yollarını bulacaklar. Yeni filizler yeşerip göklere yükselecek. Yılların azalan çoğalan yağmurları toprağı besleyip yeşertecek, çölleşmesini önleyecek.

Öyküye gönül ve emek veren insanlar yaşadıkça öykünün yükselişi hikâye olmayacak.

....

2013 Öykü Yıllığı girişinde Kemal Gündüzalp'in özgeçmişi var. 1953 Urfa doğumlu olduğu, Ceylanpınar ve Ankara'da öğrenim gördüğü, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdiği, ilk şiirinin 1971'de, ilk yazısının 1972'de, ilk öyküsünün 1973'te yayımlandığı, 1976-2014 arasında yüz sekiz dergide altı yüzü aşkın şiir, öykü, eleştiri, deneme, tanıtma ve incelemesinin yer aldığı belirtiliyor. Aldığı ödüller, aralarında Yangın Gülleri (2013, öykü) ve İlk Bakışta Aşk (2014, Gençlik Romanı) adlı kitapları bulunan yapıtları listeleniyor.

İçindekiler bölümünde yıllığın yapısı görülebiliyor. Teşekkür ve sunuyu genel değerlendirme ve öykü günü bildirisi izliyor. Ardından soruşturmalar, 2013'te yayımlanan öykü kitapları ve dergilerde öykü üzerine yazılanlar, öykü ve roman ilişkisi ve öykü ve öykücüler üzerine yazılardan seçmeler, 2013 öykü ödülleri geliyor. Kitabın sonunda geçen yılın yıllığı üzerine yazılan yazılara ve taranan dergi listesine yer verilmiş.

Yalnızca bu başlıklar bile içeriğin genişliğini, özenli ve ayrıntılı bir çalışma yapıldığını gösteriyor.

Teşekkür yazısında Kemal Gündüzalp 2013 yılı Dünya Öykü Günü Bildirisi'ni yazan Mustafa Balel'den başlayarak katkısı olanların adlarına yer vermiş. Özcan Karabulut'un, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi'nin ve Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği'nin desteklerinin katkısını vurgulamış.

Kemal Gündüzalp sunuda hâlâ bir ekip bulunmadığını, ancak ulaşamayacağı konularda yazmaya gönüllü yol arkadaşları Ayşegül Tözeren, Kadir Yüksel ve Yaqob Tilermeni'nin katkılarıyla belki de bir ekip oluştuğunu söylüyor. Önceki yıllıkla ilgili görüşlerden, örneğin dergilerde öykü yayımlayan yazarların anılmasını ve sayısal bilgileri olumlu bulanların da, sıkıcı bulanların da olduğundan söz ediyor. Yıllıkta nesnel davranmaya çalıştığını, kendisine yakın bulmadığı dergileri de tarayarak andığını belirtiyor.

Bu yıl sayfa sorunuyla karşılaşmamak için yayıncının "öykü almama" görüşü ağır basmış. Kemal Gündüzalp, en azından örnekçe bağlamında öyküler seçilmesini doğru buluyor. Yapılan işin dergilerden öykü derlemesi kolaycılığı olmadığını, belli konu ve alanlardaki soruşturmalarla bir tartışma platformu yaratmaya çalıştığını belirtiyor, "neden öykü yok?" diyenlerin yayıncıya yazabileceklerini ekliyor.

Merkez ya da "ana akım" dergiler yıllığa karşı "mesafeli" duruyorlarmış. Öykünün yükselişte olduğu söylenip atölyeler açılır, övgüler düzülürken bunca emekle üretilen bir öykü yıllığına sessiz kalınmasını Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "sükut suikastı" sözüyle birlikte aktarıp kararı okura bırakıyor. Öyküleri ve ilk kitaplarıyla biraz beğenilip Burnu Kafdağı'na varan bazı yazarların yıllıkta kendilerine verilen yere göre bir ölçüt oluşturmaya çalışarak "ana akımcılık" oynamasını da can sıkıcı bir konu olarak niteliyor.

Kemal Gündüzalp bu yılki ana konunun öykü-roman ilişkisi olmasını istemiş. Öykünün romanla boy ölçüşemese de kendi geçmişine göre daha çok yazıldığından, Nobel Yazın Ödülü'nün Alice Munro'ya verilmiş olması kendi başına bir ölçüt oluşturamasa da öykünün de bir ödül almış sayılabileceğinden söz ediyor. Geçen yılki yıllığın bir ilk olmadığını, daha önce Sadık Yalsızuçanlar'ın hazırladığı Edebiyat Ortamı Öykü Yıllığı'nın yayımlandığını, ancak yıllıkta Kürtçe öyküye yer verilmesinin bir ilk olduğunu, bu yıl da yine Yaqop Tilermeni'nin hazırladığı Kürtçe öykünün yıllığın ana konularından biri olduğunu belirtiyor. Henüz genel kabul görmese de "Türkiye Yazını" kavramı için bunun gerekli olduğunu, çok dilliğinin evrensel değerinin anlaşılmasını umduğunu söylüyor. Geçen yılıktaki son sözünden "okur önemsediği sürece bu tür çalışmalar anlam kazanır ve var olmayı sürdürürler alıntısını" yapıyor. Sennur Sezer'in 10 Nisan 2013 tarihli Evrensel Gazetesi'ndeki yazısından "Okur kardeş, sözümüz sanadır. Yıllıkları önemsemek satın alarak olur elbet" sözünü aktarıyor.

Okur kardeş, yıllıkları satın almak onların gelişmesine, öykülerin dünyasına daha fazla ulaşılmasına, edebiyatın her an değişen dinamik yapısının anlamlı bir kesitinin çıkarılmasına, Kemal Gündüzalp'in sunuşunun sonunda belirttiği gibi "seçme öykülere" de yer açarak yaşayabilmesine, birleştikçe büyüyen önemli bir katkı olmaz mı?

....

"2013 Yılında Öykü / Öykü Yağmuru Sürüyor" başlıklı bölümde Kemal Gündüzalp'in genel değerlendirmesi var. Nadine Gordimer'in Oğuz Tecimen'in çevirisiyle Notos'ta yer alan "Öykü Romandan Nasıl Ayrılır?" başlıklı yazısından bir alıntıyla başlıyor:

"Öykü de, roman da aynı malzemeyi kullanır: insanın deneyimi. İkisi de aynı şeyi hedefler: bunu aktarmak. İkisi de aynı aracı kullanır: yazılı dil."

Kemal Gündüzalp değerlendirmesine önceki yıl "öykü yağmuru" için söylediği "eleştirisiz bir ortamda bu yağmurun sel ve taşkın dışında nelere yol açtığı kesin olarak belirlenemiyor" sözüyle başlıyor. Eleştirinin bent olma işlevinden, taranan dergilerde bin sekiz yüze yakın öykü yayımlandığından, bu yağmur suyunun nereye gittiğini kestirmenin olanaksızlığından söz ediyor. Son beş yılın karşılaştırılmasında öykü kitaplarında bu yıl rekorun da rekorunun kırıldığı saptamasını yapıyor. 2011'de iki yüzü, 2012'de üç yüzü aşan yayımlanan öykü kitapları sayısı 2013'te dört yüzün üzerine çıkmış. Yazıda yayınevlerinin yayımladıkları kitaplarla ilgili sayısal bilgiler veriyor. Yayımlanan 243 öykü kitabının 158'inin ilk öykü kitabı olduğunu söylüyor. Daha çok ozan olarak tanınan Hüseyin Peker'in Rüzgarlı Ceket adlı ilk öykü kitabından söz ederken bu yıl dört ozanın ilk öykü kitabının yayımlandığını, ayrıca dergilerde daha çok ozanın öyküsüne rastlandığını belirtiyor. Yayımlanan kitaplardan ve yazarlardan bazılarının adlarını geçiriyor, 158 ilk öykü kitabını anmanın bile burada çok zor olacağı saptamasını yapıyor.

İlk öykü kitaplarından sonra yeni öykü kitaplarıyla ilgili bilgiler veriyor. Kenan Hulusi Koray (Beşer Dakikalık Hikayeler), Fahrettin Demir (Yol Etekli Kuş Kanatlı), Hakkı Özkan (Kiracımız), Ferit Edgü (Giden Bir Geminin Ardından), Yılmaz Karakoyunlu (Ekinler Gece Büyür), genç yazarlardan Neslihan Önderoğlu (Mevsim Normalleri), Aslı Solakoğlu (Dış Balkon İç Ses), Murat Taş (Uçurtmanı Al da Gel), Mahir Ünsal Eriş (Olduğu Kadar Güzeldik), Gökhan Yılmaz (İkiye Kadar Sayamamak) gibi yazar ve kitapların adlarını geçiriyor. Yılın gülmece kitabı olarak Muzaffer İzgü'den "Çapulcu musun? Vay Vay" anılıyor.

Yeni baskı yapan öykü kitaplarının yazarlarını on kitapla Sait Faik Abasıyanık, üç kitapla Ayşegül Çelik, ikişer kitapla Halikarnas Balıkçısı, İnci Aral, Murat Yalçın, Özcan Karabulut olarak belirtiyor, içlerinde Aziz Nesin, Cihan Aktaş, Ferit Edgü, Feyza Hepçilingirler, Erendiz Atasü, Leyla Erbil gibi usta yazarlarla, Emel Kayın, Ethem Baran, Remzi Karabulut, Kadir Aydemir, Cem Selcen, Gökhan Yılmaz gibi yazarların bulunduğu 29 yazarın birer kitabının yeni baskı yaptığını söylüyor.

Kemal Gündüzalp son beş yılda (sayıların hemen hemen eşit olduğu 2009 dışında) ilk öykü kitaplarının sayısının yeni öykü kitaplarından fazla olmasında eski öykücülerin romana yönelmesinin etkisi olduğunu söylüyor. Kadın ve erkek yazar, seçme öykü kitapları ve kolektif kitaplar, içinde öykü bulunan kitaplar, çizgili öykü kitabı sayılarını örnekler ve yorumlarla aktarıyor. İçinde öykü bulunan kitaplarda önceki iki yıla göre düşüş olduğunu belirtiyor. Öykücü ve öykü üzerine kitaplardan, Afşar Timuçin'den Sait Faik'in Dünyası, Necip Tosun'dan Öykümüzün Kırk Kapısı, Cemil Kavukçu'dan Örümcek Kapanı, Abdullah Harmancı'dan Kurmacanın Büyülü Sureti, Şemsettin Yapar'dan Genç Hikayecilere Tavsiyeler adlarını geçiriyor.

Çeviri öykü kitaplarında önceki yıla bir düşüş olduğunu belirterek saptayabildiği 44 kitaptan bazılarının sözünü ediyor. Alice Munro'dan Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik (Çeviren: Roza Hakmen), Raymond Carver'dan Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz? (Çeviren: Ayşe Sabuncuoğlu) ile birlikte Etgar Keret, Junot Diaz, Joseph Conrad, İvan Turgenyev, Thomas Bernhard, Juan Rulfo ve Fernando Pessoa'nın yayımlanan kitaplarını belirtiyor. Yazınsal emeğe saygı gereği çevirmenleri anmak gerektiğini söyleyerek Avi Pardo, Dost Körpe, Sami Türk, Roza Akman, Tahsin Yücel ve Yıldız Ersoy Canpolat adlarına yer veriyor.

Ödülleri üç grupta değerlendiriyor. Öykü ödülleri, öykücü yazarlara verilen ödüller ve onur ödülleri. Bazen Hayat ile Sait Faik Hikaye Armağanı'nı alan Sine Ergün, İçeri Girmez miydiniz? ile Haldun Taner Öykü Ödülü alan Neslihan Önderoğlu, Öteki Kışın Kitabı ile Yunus Nadi Öykü Ödülü alan Bora Abdo, Sarkaç ile Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü alan Şengül Can adlarını verip ödül kazanan diğer yazarların ek listede görülebileceğini belirtiyor. Diğer gruptaki ödüllerde, PEN Öykü Ödülü'nün Leyla Erbil'e, 13. Ankara Öykü Günleri Ödülü'nün Pınar Kür'e, Erdal Öz edebiyat ödülünün Cemil Kavukçu'ya, Mersin Kenti Edebiyat Ödülü'nün Demir Özlü'ye verildiğini söylüyor.

2013'te öykü de yazmış dört yazarı yitirmişiz. Ahmet Erhan (1958-2013), Leyla Erbil (1931-2013), Mustafa Miyasoğlu (1946-2013) ve Peride Celal Yönsel (1916-2013).

Her ölüm erkendir. Her insan yarım kalmış işlerle ayrılır dünyadan. İstediklerinin pek azını yapabilmiş, umduklarının pek azını bulabilmiş, şanslıysa bile varmak istediğinin ancak epey uzağına ulaşabilmiş olarak. Aynı yılları paylaştığımız duyarlı bir ozan olarak şiirleriyle uzaktan tanıdığım, bir şiirinde:

"Toprak bile, gök bile, deniz bile
bir yerde yorulur.
Bırak kalsın süpürge duvarda,
sabun kovada
Anne, gel yanıma otur."

diyen Ahmet Erhan'ın yitirilmiş olmasının acısını, yaşadığımız geçmişin dayanılmaz bir sancısı gibi hissettim. Belki Ahmet Erhan da bu dünyanın acımasız nefretinden ve öfkesinden yorulduğu için birçok duyarlı insan gibi erken ayrılmıştır coşkulu olduğu sürece gürül gürül akan yaşam ırmağından.

....

Yıllık, 2013 Dünya Öykü Günü Bildirisi ve Bir Genel Değerlendirme ile sürüyor.

Mustafa Balel "Öykü yaşamın sesidir, kimi zaman öfkelenen, kimi zaman gülen, ağlayan, haykıran, ama hep konuşan, fısıltılarla ya da olanca sesiyle" diyor. Her insanın, nesnelerin bile öyküsünün olduğunu söylüyor. Öykünün hedefini insan, onun mutluluğu, özgür ve barış içinde bir yaşam sürmesi olarak açıklıyor.

Kadir Yüksel, 2013'te Öykü Üzerine Düşünen, Düşündüren Kitaplar başlığıyla bu konudaki denemelerden söz ediyor. Cemil Kavukçu'nun Örümcek Kapanı adlı kitabında gerçek yaşamla kurmacanın ilişkisi, yazma süreci, yazma sıkıntısı, öyküler, öykücüler üzerine yazdığı denemelerinde kendi yazı deneyimlerinden yola çıkarak yazma üzerine düşünmeye çağırdığını, kitabın en güzel denemelerinin gerçek yaşamda olup bitenlerle onların öyküye dönüştürülmesi arasındaki ilişkinin sorgulandığı denemeler olduğunu belirtiyor. Ali Haydar Aksal'ın Öykü Ağacı, Abdullah Harmancı'nın Kurmacanın Büyülü Sureti, Necip Tosun'un Öykümüzün Kırk Kapısı başlıklı kitaplarına yer veriyor. Edebiyat Ortamı dergisinin yayımladığı, Sadık Yalsızuçanlar'ın hazırladığı ve elli bir öykücüye yer verilen öykü yıllığında genel değerlendirmenin eksik olduğunu, kitaplara ilişkin yazıların dağınık kaldığını, dergilerde öykünün yeterince değerlendirilmediğini söylüyor. Kemal Gündüzalp'in hazırladığı Dünyanın Öyküsü tarafından basılan öykü yıllığının en büyük eksikliğini yıl içinde yayımlanan kitaplara yeterince yer vermemiş olması olarak açıklıyor. Afşar Timuçin'in yazdığı Sait Faik'in Dünyası, M. Şehmuz Güzel'in yazdığı Öykücülüğümüzün Toros Zirvesi Osman Şahin, Doğan Yaşat'ın hazırladığı Bilge Karasu'yu Okumak adlı kitaplarını tanıtıyor. Leyla Erbil'in ardından Kaya Tokmakçıoğlu tarafından hazırlanan Bir Tuhaf Kuştur, Gölgesi Zihin kitabı yazıların niteliğiyle, Elmas Şahin'in hazırladığı kapsamlı bibliyografyasıyla tam bir başvuru kaynağı, Mustafa Kutlu için hazırlanarak on altı öykücünün yazar için yazdıklarından oluşan Cüz Gülü'nün Kokusu kitabı önemli bir değerbilirlik olarak nitelendiriliyor. 2013'ün önceki yıla göre öykü üzerine yayımlanan kitaplar açısından verimli olduğunun söylenebileceği yorumu yapılıyor.

....

Kitap üç soruşturma ve araya girmiş 2013'te Yayımlanan Öykü Kitapları Üzerine başlıklı bir bölümle sürüyor.

İlk soruşturmada Asuman Kafaoğlu-Büke, Çiğdem Ülker, Hayri K. Yetik, Hülya Soyşekerci, Necip Tosun ve Yaqob Tilermeni, roman yazmamış öykücülere yönelik ikinci soruşturmada Ayşe Sarısayın, Ayşegül Çelik, Kerem Işık, Sibel Öz ve Yalçın Tosun yer alıyor.

Öykü kitaplarıyla ilgili bölümde Kemal Gündüzalp'in 2013'ün Öykü Kitapları İçin Giriş Notu, Ayşegül Tözeren'in 2013'ün Öykü Kitapları: Başka Bir Öykü Mümkün mü?, Kemal Gündüzalp'in 2013'ten Üç Beş Kitap, Mehmet Öztunç'un 2013'ten Öykü Yapıtları, Melisa Sürücü'nün 2013'te Yayımlanan Dört Kitap, Mustafa Albayrak'ın 2013 Öykü Kitaplarından, Zeynep Sönmez'in 2013'te Yayımlanan Öykü Kitaplarından Bazıları Hakkında başlıklı yazıları bulunuyor.

Roman yazmış öykücülere yönelik üçüncü soruşturmada soruları Ayfer Tunç, Behçet Çelik, Feyza Hepçilinger ve Müge İplikçi yanıtlıyor. Bunu, Soruşturmalar ve Değinilerden Çıkan Sonuçlar izliyor.

Soruşturma sorularının başında Nadine Gordimer'den bir alıntı yer alıyor:

"Öykü de, roman da aynı malzemeyi kullanır: insanın deneyimi. İkisi de aynı şeyi hedefler: bunu aktarmak. İkisi de aynı aracı kullanır: yazılı dil."

İlk soruşturmada beş, diğerlerinde dörder soru soruluyor. Baştaki sorular yazında ana türlerin neler olduğu ve öykünün yeri, hikaye ve öykü arasında ince bir ayrım olup olmadığı, öykünün yükselişi ve Alice Munro'nun 2013 Nobel Yazın Ödülü alması bağlamında neler söylenebileceği. Son iki soruda öykü kitaplarından ve dergilerde okunan öyküler ve farklı türde yazan yazarlarda bölünme sorunu olup olmadığı sorgulanıyor.

Asuman Kafaoğlu Büke, diğer yazın türleri gibi öykünün de romanın hegemonyası altında ezildiğini, son yıllarda öykünün yükselişinden söz edilebilse bile romanla karşılaştırıldığında daha az yayımlandığını ve okunduğunu söylüyor.

Türler arasındaki sınırlar artık eskisi kadar belirgin olmayabilir. Edebiyat ve yazın, hikaye ve öykü sözcüklerinden hangisinin seçildiği önemsizleşebilir. Güçlenen öyküler birleşip romanın alanını ele geçirebilir. Günün birinde öykü, romanı ezmeye başlayabilir mi? Yoksa doğasındaki yalınlığıyla ve alçakgönüllülüğüyle, diğer türlerin tümünü içine alıp birlikte yaşayıp gelişmenin yollarını mı bulur?

Çiğdem Ülker "Öykü; çağımız kadar hızlı, çabuk ve baş döndürücü. Beynimizin çılgın koşusu var öyküde" diyerek öykünün günümüz dünyasına çok uygun bir tür olduğunu belirtiyor. Alice Munro'nun "Bazı Kadınlar" ve "Çocuklar Kalıyor" kitaplarının adını geçirerek "ilk bakışta sakin birer anılar demetine benzeyen o şekerlemeli anlatının ardında insan soyunun binlerce yıllık duruş ve davranış biçimlerine göndermeler" olduğunu söylüyor.

Hayri K. Yetik "Yazınsal ilk ürün olarak kabul ettiğimiz Gılgameş destanı, öyküye mi benzer romana mı? Rig Vedalardaki kısa öyküler, Ramayana ne sayılmalı?" diye soruyor. Alice Munro'nun 2013 Nobel Yazın Ödülü almasının, ödül türe değil yazara verildiği için öykünün yükselişinin göstergesi sayılamayacağını belirtiyor.

Hülya Soyşekerci yazında şiir ve anlatı olarak iki ana tür bulunduğunu belirtiyor. "Romanların ticari başarısını asla yakalayamayacak olan, ince ve nitelikli bir edebiyatı içselleştiren öykü türünün ödüllendirilmiş olması" için "rastlantı olarak değerlendirmenin doğru olmadığı" yorumunu getiriyor.

Necip Tosun şiirin insanlık tarihi boyunca hep var olduğunu, romanın edebi gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıktığını, öykününse yazınsal tür olarak yeni, hikaye/kıssa biçimiyle kadim türlerden biri olduğunu söylüyor. Her yazarın kendisini, duygularını en iyi ifade ettiği türde yazdığını belirterek öncelikle yazılan türün hakkını vermek gerektiğini, öyküler de yazan Dostoyevski'nin romanlarının daha çok önemsendiğini, roman yazmayan Çehov'un öykünün başyapıtlarını verdiğini ekliyor.

"Burda 'Bir Köy Var İçimde'" başlıklı yazısında 2013'te Kürtçe Öykü Kitapları'na değinen Yaqob Tilermeni, zorunlu göç ya da işleri nedeniyle kentlere gelen Kürt öykücülerinin kitaplarındaki mekanların doğdukları ve daha önce yaşadıkları köyleri olabilmesini tartışıyor. İlk kitaplarda anlaşılabilir olan bu durumun ikinci ve üçüncü kitaplarda sürmesinin, bu yazarların büyük metropollerde yaşasalar bile bir türlü şehre adım atamadıklarını gösterdiğini söylüyor. Kitaplarda Öykü değerlendirmelerine, Kürtçe öykü yayımlayan yayınevlerinin çoğunluğu önceleri İstanbul'dayken yeni açılanların Diyarbakır'ı tercih ettiğini belirterek başlıyor. Yayımlanan kitap sayılarını veriyor. Bro Omeri'nin Mardin-Nusaybin yöresine ait halk hikayelerini yeniden kurgulayarak modern tarzda yazılmış öykü-mesellerinin careke ji caran (kezlerden bir kez) adıyla yayımlandığını, aynı yazım tarzının 2012 yılında Mahsum Nisebini tarafından Seva Bi Tir adlı kitapta denendiğini anlatıyor. Mehmet Dicle'nin Ta (Sıtma) adlı öykü kitabının Kürtçe öykücülüğünde gelinen yer açısından örnek bir deneme olarak değerlendirilebileceği yorumuna şu sözleri ekliyor: "Bugüne kadar hiçbir dergide yazı ve röportajlarına, hiçbir panelde kendisine rastlamadığımız Dicle, derinden ve sessiz bir şekilde ilmek ilmek öykülerini işlemiş ve bugünkü yetkinliğine ulaşmıştır."

Yaqob Tilermeni'nin yazdıklarına yoğun ve zor koşullarda yaşarken içlerindeki acıyı dile getirmenin yollarını arayan yazarların geçtikleri yollar yansıyor. Dicle Üniversitesi'nde okurken tutuklanıp cezaevinde Kürtçe öykü yazarlığına adım atmış Elmo Begari'nin Mizgina Dizan (Hırsızların Müjdesi) için "Kürtçe bilen-okuyan bir insan gülümsemek istese, ya da kahkahalarla gülmek istese, sanırım Begari'nin öykü kitabını eline alması yeterli olacaktır" diyor. Kürtçe'nin farklı lehçelerinde yazan yazarların çalışmalarından söz ederken Unesco'nun varlığı tehlikede olan diller arasına aldığı Zazaca'daki çalışmaların geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Şevger Çiya'nın Mextel (Ölüm Yeri) adlı kitabının arka kapağından alıntı yapıyor: "Bu toplumda kızlar parayla satılıyor, altı yedi yaşındaki çocuklar çöplükte kağıt topluyor, birkaç kuruş para için binlerce insan kardeşlerini avlamaya gidiyor, kışın zemheri soğuğunda insanlar dışarıda yatıp kalkıyor ancak kimsenin gıkı çıkmıyor ve toplum hiçbir şey demiyor, sadece ben soyununca bu ahlaksızlık olarak adlandırılıyor."

Yazının sonunda çalışmaya konu olan öykü kitaplarının dağılımı ve 14'ü ilk, 11'i yeni öykü kitabı olan 41 kitaplık liste veriliyor. Önceki yılın 23 kitabına göre önemli bir yükselme olduğu belirtiliyor. Eğitim-Sen Batman Şubesi'nin Şerzan Kurt anısına düzenlediği öykü ödülü etkinliğinden ve Kürt edebiyatı alanındaki en uzun soluklu edebiyat ve sanat etkinliği niteliğine sahip Hüseyin Çelebi şiir ve öykü etkinliğinden söz ediliyor.

Roman yazmamış öykücülere yönelik soruşturmada öykünün ana tür mü ara tür mü olduğu, öykünün yükselişi, öykü kitaplarında ve dergilerde yayımlanan öyküler konularında sorular yöneltilmiş. Ayşe Sarısayın öyküyü "bu sınıflamadan bağımsız, ayrı bir tür" olarak gördüğünü, öykü kitaplarındaki niceliksel artışın niteliksel yönden de yükseliş olasılığını getirebileceğini söylüyor. Ayşegül Çelik "Her çağ kendi sanatını, sanat anlayışını, ürününü yaratırken, 21. yüzyıl da öykünün can suyu oldu" diyor. Kerem Işık edebiyatın türler ötesi bir kavram olduğunu, asıl önemli olanın yazının kendisi ve okuyanı nasıl etkilediği olduğunu belirtiyor. Sibel Öz kadın öykücülerin sayısındaki artışa dikkat çekiyor. Öykünün doğasını kadına benzettiğini belirterek bunun doğal, olması gereken bir durum olduğunu söylüyor. Yalçın Tosun ise Nobel'in bir öykücüye verilmiş olmasının öykü kitaplarının sayısını arttıracağından kuşkulu olduğunu belirtiyor.

2013'te Yayımlanan Öykü Kitapları bölümü Kemal Gündüzalp'in giriş notuyla başlıyor. "Geçen yıl öykü yıllığında öykü kitaplarına hiç değinememiştik. Bu yıl madem "seçilmiş öyküler"e yer veremiyoruz, bari öykü kitaplarına değinelim diye düşündük" açıklamasıyla sürüyor. Altı yazar, seçtikleri öykü kitaplarını çok kısa olarak değerlendirmeye çalışmışlar.

Ayşegül Tözeren'in yılın öykü kitaplarıyla ilgili yazısı "2013, başlangıçların, değişimin ve başka türlü bir devrimin yılıydı" girişinin ardından "Direnişin yılı 2013'ü edebiyat bağlamında tanımlayabilmek için, sadece ikibinlere değil, seksen öncesine kadar uzanmak gerekir" diyerek "Enerjinin ve değişim isteğinin solda olduğu yetmişli yıllar, aynı zamanda toplumun bir kısmının kültürü ve eleştiriyi gündemine aldığı, solun resmi devlet ideolojisinin dışına çıkarak farklı bir söylem alanı yaratmaya çalıştığı yıllardı" saptamasını yapıyor. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından gelen sansür ve baskı ortamının yazar ve yayıncıların çoğunluğu için bir otosansür mekanizması yarattığını, kültürel iklimin değişimiyle temel başarı kriterlerinin "görünmek ve kabul görmek" ile "daha çok satmak" olduğunu, 1980 öncesi devrim ve değişim taleplerinin unutulup politik olanın edebiyattan dışlandığını söylüyor. "Gezi Direnişi, edebiyatta bir yenileşme hareketine yol açamazsa, Gezi'nin dile getiriliş biçimi seksenlerden kalma alışkanlıkların ötesine geçemeyecektir" diyor. Geziye ilişkin öykülerden oluşan Bağzı Şeyler Öyküler (Ed. Kadir Yüksel) ve Direniş Öyküleri (Ed. Melike Uzun) adlı iki derleme kitabı değerlendiriyor. Diğerleri arasında Yalçın Tosun'un Dokunma Dersleri ve Başar Başarır'ın Teklifinizle İlgilenmiyorum kitaplarını anlatımın sakin akışı bakımından öykü yazmayı düşünenlerin okuması gerektiğini belirtiyor. Genç yazarlardaki anlatma telaşından, dili temiz kullanan olgunluk evresindeki bazı yazarların öykülerindeki yavanlıktan söz ederek dilin iyi kullanılmasının yeterli olup olmadığını soruyor. Öykücülüğümüzdeki "mış gibi yapmak" hastalığından, sahicilik eksikliğinden, anlatımda gerçek olamamaktan söz ediyor. 1987 doğumlu Murat Uğurlu'nun ilk kitabı Buralar Bıraktığın Gibi'nin incelikli öyküleriyle öykü evrenini kurmaya başlamış olduğunu yazıyor. Özellikle 2010 yılından sonra gençlerin toplumsal olanla ilişkisinin arttığını, öyküye ilginin de belirgin bir hal aldığını belirterek yazıda sözünü etmediği öykü kitaplarından seçtiklerinin adlarını veriyor. Ulaşamayıp kendisinin yer veremediği öykü kitapları için okura "boş bir çerçeve" bırakarak sözünü bitiriyor.

Kemal Gündüzalp, Mehmet Öztunç, Melisa Sürücü, Mustafa Albayrak ve Zeynep Sönmez de 2013'te yayımlanan kitaplardan bazıları için notlarını iletiyorlar.

Beş kitabın sözünü eden Kemal Gündüzalp, Necip Tosun'un Öykümüzün Kırk Kapısı kitabına yer vermiş. Kitabın on yıllık bir zamanda oluştuğunu, büyük bir emek ürünü olduğunu, Necip Tosun'un öykü yazmanın dışında öyküye emek veren, öykü tarihçesi üzerine yoğunlaşan bir yazar olduğunu belirtiyor.

On dört kitaplık özel bir seçki hazırlayan Mehmet Öztunç, Alice Munro'nun Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik kitabı için, klasik öykünün anlatım biçimlerinin tozlandığı, tıknefes kaldığı günümüzde aynı yollarda yürüyerek klasik biçemlerin hala ne kadar güçlü olduğunu gösterdiği yorumunu getiriyor.

Dört kitaba yer veren Melisa Sürücü, 2004 yılında Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazanmış olan Başar Başarır'ın Teklifinizle İlgilenmiyorum kitabı için "... öykülerinin her birini okuduktan sonra bir es vermek gerekli. Diğer öyküye geçmeden bir nefes almak, önceki öykünün attığı tokadın etkisinden kurtulmak..." diye yazmış.

Yedi kitaba değinen Mustafa Albayrak, Kemal Gündüzalp'in "Yangın Gülleri kitabındaki öykülerin ana izleğini, yazarımızın bireysel yaşamında, ülke tarihinde ve yeryüzü tarihinde kara ve acı günler olarak yaşanan ve halen her yıl sayısız insanın anımsadıkça bir kez daha acısı tazelenen gerçeklerin öyküye dönüşmüş" halinin oluşturduğunu söylemiş.

On bir kitaba değinen Zeynep Sönmez, Ferit Edgü'nün Giden Bir Kedinin Ardından kitabını 2013'te yayımlanan en önemli öykü kitabı olarak nitelemiş. Edgü'nün yalın, derinlikli, ince işçilikli, özlü söyleyişinin bütün öykülere sindiğini, okunup bitirdiğinde okurun kitabın yaşamla bir çeşit hesaplaşma kitabı olduğu duygusuna kapıldığını söylüyor. Ayşe Ege'nin Dili Geçmiş Zaman kitabının nicedir az işlenen toplumcu bakışı öykülerinde barındırdığını, Neslihan Önderoğlu'nun Mevsim Normalleri kitabının Sait Faik'in sıcak öykülerini bugüne taşıyan, dilde ve anlatımda yalın, konu seçimlerinde sıra dışı, sıradanı öyküleştirebilmiş ve sıradan olmayanın içindeki duyarlılığı ortaya çıkarmayı başarabilmiş öykülerden oluştuğunu yazmış.

Roman yazmış öykücülere yönelik soruşturmada Ayfer Tunç, ana tür/ara tür yaklaşımında öykünün aleyhine bir hiyerarşi sezdiğini, türler arası sonsuz ilişkiden yana olduğu halde öyküye yapılan bu ikincil davranışı hoş görmediğini belirtiyor. Metni önemli kılanın türü değil, yarattığı estetik ve düşünsel değer olduğunu vurguluyor. "Öyle romanlar var ki hiç yazılmasa da olurdu, hatta daha iyi olurdu. Öte yandan öyle öyküler var ki yazılmamış olsalar kendilerinden önce veya sonra gelen pek çok metin çökerdi. Mesela Çehov'a bir ara tür yazarı diyebilir miyiz? Ya da deha Dostoyevski roman yazdığı için roman kutsal mı?" diyor. Türler arası yaratıcı ilişkilere deneme, oyun ve şiiri de ekliyor, İngeborg Bachman'ın Malina'nın bazı bölümlerini oyun formunda yazdığını, Milan Kundera'nın en iyi romanı olarak nitelediği Ölümsüzlük'te deneme denebilecek çok etkili bölümler olduğunu, Edip Cansever'in Tragedyalar adlı şiir kitabının sahnelendiğini belirterek "Sait Faik'in Havadaki Bulut adlı kitabındaki birbirini izleyen öykülerin oluşturduğu bütüne roman diyebilir miyiz?" diye soruyor. Öykü konusunda verimli bir yıl geçtiğini belirterek Sine Ergün'ün Burası Tekin Değil ve Bazen Hayat, Pelin Buzluk'un Kanatları Ölü Açıklığında kitaplarını anıyor. Yalçın Tosun'u edebiyatımızın yeni kazançlarından biri olarak niteliyor.

Edebiyatın yaşamda görülenlerin ve görme biçimlerinin sınırlarını zorlayabilmesi gibi, soruşturma sorularının seçimindeki ustalık da türler arasındaki ayrımları ve edebiyatın kendisini sorgulamaya yönelik yeni ufuklara yelken açılmasını sağlayabiliyor. Dünyanın ve küresel ekonominin içinde bulunduğu değişim sürecine bağlı olarak Öykü ve romanla birlikte aralarındaki ilişkinin de evrilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Öykü, 19. ve 20. yüzyıllardaki bayrağı romandan devralarak gerçekten 21. yüzyılın yükselen sesi olabilir. Günümüz yayıncılığının "soluk kesen" çoksatar romanları bir süre daha güçlerini koruyup gerçek yaşamın ince ayrıntılarıyla örülmüş öyküleri gölgede bırakabilirler. Bilgi ırmaklarının suları çoğalarak akıp dünyaya ışık demetleriyle yayıldıkça, her alanda olacağı gibi edebiyatta da üreticiyle tüketici arasındaki sınırlar belirsizleşecek, geleceğin romanlarını milyonlarca öykü yazarı birlikte yazıp birlikte okuyabilecektir.

Behçet Çelik de edebi türlerin ana ya da ara olarak adlandırılmasının ona doğru görünmediğini, edebi bir metnin hangi türe ait olduğunu da öncelikli bir tartışma konusu olarak görmediğini söylüyor. Öyküyü "kendi içinde bir gelişim/değişim çizgisi olduğu gibi, başka edebi türlerle girdiği etkileşim neticesinde değişen, dönüşen, dinamik bir tür" olarak niteliyor.

Feyza Hepçilinger yanıtına "Öykü yazmaya başladığımda romana ne zaman geçeceğim sorulur; hatta öyküde fazla oyalanmayıp bir an önce romana geçmem önerilirdi."Geçmek" söz konusu olduğuna göre öykü bir geçiş türü, sizin deyişinizle bir ara tür olarak algılanırmış demek. Üzerinden çok zaman geçti. 35 yıl kadar!" diyerek başlıyor. Konunun çok tartışıldığını, büyük bir uğraş verildiğini, sonunda öykünün bağımsızlığına kavuştuğunu söylüyor.

Müge İplikçi öykü ve roman için "İkisi de farklı alanlar. Ancak ikisi de insanı anlatıyor. Öyküde mekanı son derece ekonomik olarak kullanmak zorundasınız. Romanda daha rahat hareket edebilirsiniz" diyor. 21. yüzyılın metninin bütünlükle kurduğu bağın 19. yüzyılın bütünlükle kurduğu bağdan çok farklı olduğunu, çağımızın bölünmüşlüklerin çağı olduğunu, bir bütünsellikten söz edilecekse parçalanmışlığın bütünselliğinden söz edilebileceğini söylüyor. Başar Başarır'ın Teklifinizle İlgilenmiyorum, Nil Sakman'ın Balık Nefesi kitaplarını anıyor.

....

Kemal Gündüzalp "Soruşturma ve Değinilerden Çıkan Sonuçlar" bölümünde "En Çok Anılan Kitaplar" listesini verirken bu sonuç değerlendirmesini yazıp yazmamakta ve yıllığa koyup koymamakta epey ikircim yaşadığını belirtmiş. Sonuçta katılımcıların yazı ve yanıtlarından yola çıkarak en çok anılan kitapları listelemiş. Başar Başarır'ın "Teklifinizle İlgilenmiyorum" ve Faruk Duman'ın "Baykuş Vİrane Sever" kitapları altışar kez anılmış. Liste dört, üç ve iki kez anılan kitaplarla sürüyor. Dergilerde yayımlananlar arasında tek bir öykü iki kez anılmış. Suzan Bilgen Özgün, "Beklerken".

....

Öykü yıllığı çalışmalarının ne kadar büyük çaba ve özveri istediği, yalnızca yıllığı okuyarak bile görülebiliyor. Geniş kaynaklara ulaşabilmek, onları değerlendirmek, bir düzene sokabilmek, bilgi yoğunluğunun altında ezilmeden okunabilir bir kitaba dönüştürmek hiç kolay değil. Dört bir yana dağılmış, sürekli uçuşan ve uzaklaşan sayfaları yakalayıp toplamaya, anlamlı bir bütünde birleştirmeye çalışıyorsunuz. Üstelik bu topraklardaki rüzgârlar tüm kağıtlara eşit davranmıyor, kimini saklıyor, kimini dört bir yandan üzerinize salıyor.

Öykü ve roman ilişkisinden yola çıkarak yöneltilen soruların ve alınan yanıtların birleşerek kendiliğinden kusursuz bir değerlendirme yazısı oluşturması beklenemez. Özverili çabalara karşın tüm zorlukların aşılması, her yana ulaşılması da kolay değil. Yine de toplumun yazılamayan yapısıyla, yazarların bakış açılarıyla, edebiyat ve toplumun ilişkisiyle ilgili genel bir resim belirmiş. Edebiyatın o yıl yazdığı genel öykünün korunması, dergi ve kitaplardaki izlerin, yazıya gönül verenlerin yılın yaşayan tarihi olarak yıllığa girerek gelecekte de erişilebilir olması önemli. Yıllığın değerini her yıl daha fazla okurun anlayıp sahiplenmesini, emeği geçenlerin daha fazla destek bulmasını, bu çabaların güçlenerek sürmesini diliyorum.

....

"2013'te Dergilerde Öykü" başlıklı bölümde Kadir Yüksel "2013 Dergilerinde Öykü", Yaqop Tilermeni "Zorlu Bir Dönemeçte İkinci Kürtçe Öykü Yıllığı", Kemal Gündüzalp "Sayılarla Dergilerde ve Bazı Fanzinlerde Öykü" ve "Dergilerde Çeviri Öyküler" yazılarıyla yer alıyor.

Kadir Yüksel edebiyat dergilerini neden yaşatamadığımızı sorgulamamız gerektiğini belirterek dağıtım sorununa dikkat çekiyor. Öykünün dergilerde aldığı yerin hiç azalmadığını, geçen yıl ortasında yaşanan Gezi direnişinin edebiyata önce dergiler aracılığıyla yansıdığını, dergiler edebiyatın yaşanan günlerle olan iletişimini sağlayıp bağını kurduğu ve edebiyatın soluk aldığı yerler olduğu için bunun doğal olduğunu söylüyor. Ama geçen yılki artıştan sonra bu yıl öykü dergilerinde azalma olmuş. Öykü dergilerinden Dünyanın Öyküsü, Hece Öykü, Notos, Sarnıç Öykü, Semaver Öykü, Deliler Teknesi-Öykü Teknesi, Galapera Öykü ve öyküye yer veren edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Berfin Bahar, Hayal, Granada, İzafi, Kırtıpil, Kitap-lık, Lacivert, Özgür Edebiyat, Patika, Sözcükler, Varlık, Yaba başlıkları altında durumları ve içerikleriyle ilgili bilgi veriyor.

Yaqop Tilermeni 2103 Kürtçe Öykü Yıllığı'nı gerçekleştirirken zorluklarının sürdüğünü, ulaşabildiği toplam 42 dergi ve 41 kitabı karıştırarak çalışmasında kullandığını belirtiyor, bu güç işte ona destek verenlere teşekkür ediyor. Kürtçe'de öykü anlamına gelen "çirok" teriminin yanlış kullanımını, Kürtçe'de masal, mesel, fıkra ve destan karşılığı sözcükler varken bunların tümü için çirok kullanılmasını eleştiriyor. Dergilerde öykü bölümünde 11 dergiyle ilgili çalışmasının sonuçlarına yer veriyor. Diwar, Jehr ve Şewçila dergilerinin başlama yazılarından alıntılar yapıyor. Dergilerde öyküleri ve yazıları yayımlanan öykücülerin adlarını veriyor. Kalemini kadından yana kullanan Kibar Kristin Ozbey'in Diwar dergisinde yayımlanan "Jinebi (Dul)" ve "Eşen Demsali (Mevsimlik Acılar)" adlı iki öyküsünün hem konusu, hem kurgusu, hem de kadını baz alması nedeniyle dikkat çekici olduğunu söylüyor. Yazarların ve öykülerinin adlarını geçirerek anlatılan acılara değiniyor. Yazının sonunda izlenen dergilerin ve yayımlanan öykü ve yazıların listesini veriyor.

....

"Ayşegül Tözeren bazı dergiler ve fanzinlerde öyküyü ele almak yerine, geçen yılki öykü yıllığının en önemli eksiği olan öykü kitapları için yazmayı üstlenince bana da sayılarla dergilerde ve izleme olanağı biraz güç olsa da bazı fanzinlerde öykü konusu düştü yine" diyen Kemal Gündüzalp, hangi öykü yazarının nerede kaç öykü yayımladığını ve dergilerin hangi öykücülerin yazdıklarına yer verdiğini özetleyen bilgileri iletiyor. İzlenmeye çalışılan aylık, iki aylık ve üç aylık 68 dergide yayımlanan öykü sayısı, çeviri öyküler ve fanzinlerdeki öyküler de içinde olmak üzere, 1805 olmuş. Kemal Gündüzalp, ulaşılamayan ve eksik izlenen dergilerdeki öyküler de dikkate alınırsa bu sayının 2000'in üzerine çıkabileceğini söylüyor. En çok öykü yayımlayan yazarların adlarını, yazarların ve dergilerin yayımladıkları öykülerin sayılarını veriyor.

Çeviri öyküleri ayrıca listeleme gereği duyduğunu belirterek, 21 dergide ikisi Sümerce olmak üzere toplam 101 yazarın öykülerinin yayımlandığını söylüyor. Dergilerin ve yazarların listesini veriyor.

Dergilerden Seçilmiş Bir Çeviri Öykü bölümünde Vselovod Mihayloviç Garşin'in "Dört Gün" adlı öyküsü bulunuyor.

....

Öykü ve öykü-roman ilişkisi üzerine seçilmiş yazılarda M. Sadık Aslankara'nın "Kitaplar Adası: Romancılarımız Arasında-15, Öyküden Romana Yazarlığın Değişim BOyutu", Müge İplikçi'nin "Öykü mü, Roman mı?", Selim İleri'nin "Öyküye Ne Oldu?", Semih Gümüş'ün "Öykünün Öne Çıkan Yanları" yazılarına yer verilmiş.

M. Sadık Aslankara, beş öykü kitabının ardından Zahit adlı romanıyla okur önüne gelen Hasan Özkılıç'tan, Müge İplikçi pek çok öykü kitabının ve bir romanın yazarı olan Alice Munro'dan ve iyi edebiyat kavramından söz ediyor.

Selim İleri "Lise ikideyken roman yazma sevdalısıydım" diye başlayarak roman sanatını hantal bulup çağını kapattığını söyleyerek epey hırpalayan Vedat Günyol, klasikleri okumasını salık veren Hamza Varoğlu, romanla arası iyi olmayan öykü yandaşı Memet Fuat, romanı yücelten Türk Dili ve Edebiyatı Hocası Rauf Mutluay adlarını anıyor. 1960'ların, 1970'lerin başının art arda yeni öykücüler çıkmasıyla öykü çağı olduğunu belirtiyor. Anlatımda şiirsel tatlar getiren Tomris Uyar, ironisiyle allak bullak eden Sevgi Soysal, geniş okur kalabalıklarına birdenbire ulaşan Fürüzan ve Bekir Yıldız örneklerini veriyor. 1970'lerin ikinci yarısı ve 1980'lerin köy romanı / kent romanı tartışmalarıyla iz bıraktığını yazıyor.

Semih Gümüş, öykü kitaplarının işçiliğinin daha çok zaman gerektirdiğini, türler arasında ayrım yapmanın gitgide anlamını yitirdiğini söylüyor. Demir Özlü'nün "Önümde Boş Bir Uzam" kitabı bir yana koyulursa eski kuşakların öyküye sınırlı katkılarda bulunduğunu, Demir Özlü öykü anlayışını hiç değiştirmeden yazmayı sürdürüyorsa bu tutumun değerinin bilinmesi gerektiğini belirtiyor. Aynadaki Zaman'ı Cemil Kavukçu'nun son döneminin iyi kitaplarından biri olarak niteleyip sonra günümüz edebiyatını temsil eden iki kuşağın yazdıklarına değiniyor. Murat Yalçın ve "Karga Zarif", Ali Teoman ve "Kırık Kalpler Terzihanesi", Ahmet Büke ve "Cazibe İstasyonu", Sema Kaygusuz ve "Karaduygun", Şule Gürbüz ve "Zamanın Farkında", Fadime Uslu ve "Gölgede Yaşamak", Sine Ergün ve "Bazen Hayat", Onur Caymaz ve "Gökyüzü Sineması", Dilek Emir ve "Tek Kişilik Kahvaltı", Neslihan Önderoğlu ve "İçeri Girmez miydiniz?", Hande Gündüz ve "Çaparide Çırpınmak", Birol Özdemir ve "Haymatlos", Gökhan Yılmaz ve "Biraz Kuşlar, Azıcık Allah" adlarına yer veriyor.

....

"Öykü ve Öykücüler Üzerine Yazılar'dan Seçmeler" ve "2013 Öykü Ödülleri" bölümlerinde ayrıntılı listeler veriliyor. Yıllıkta, geçen yılın yıllığı üzerine Mehmet Öztunç, Sennur Sezer, Ayşegül Tözeren, Kadir Yüksel, Naciye Filiz ve Hüseyin Su tarafından yazılıp dergi ve gazetelerde; Anayurt Gazetesi, Deniz Berat, Hülyayla, edebiyathaber.net ve Mehmet Arat tarafından yazılıp İnternet Ortamında yer almış yazılara yer verilmiş. Kitabın sonunda taranan dergi listeleri bulunuyor.

....

Öykü yağmuru altında özgün ışıltılı damlaları bulmak, günümüzün bu acımasız yarışma koşullarında hiç kolay olmayabilir. Yaşadığımız dünyada her alanda farklı görüşler ve sert çekişmeler var, kişilerin bunlardan herhangi birinde sıyrılarak var olmaları karmaşık ve çatışmalı süreçlerin kazananı olmalarını gerektiriyor. Sanatın toplumla, ekonomiyle, politikayla ilişkisi hep tartışmalı olmuştur. Ancak tartışmasız kabul edilmesi gereken bir gerçek, bu üçünün önemi, belirleyiciliğidir. Bulunulan zaman ve mekan kesitinde bunların oluşturduğu bütün topraktır, daha iyi ve güzel bir yaşam yeşerecekse bu toprağın bereketini bulup yükselecektir. Koşullar şimdilik nitelikli olanın yaygınlaşması için pek uygun görünmüyor. Zorluğu anlamak için en belirleyici olanın durumuna, politikacıların ve uygulanan politikaların niteliklerine bakmak yetecektir. Karar verenler betonla kaplanmış çöller istediği sürece, bu topraklarda renk renk güllerin açıp her yana yayılması, güzelliklerin tüm insanları sarabilmesi zordur.

Öykülerin ışıklarına ulaşılabilmesi için önemli bir katkı olan öykü yıllığına desteğin artmasını umarak, Sennur Sezer'in sözünü yeniden aktarıyorum: "Okur kardeş, sözümüz sanadır. Yıllıkları önemsemek satın alarak olur elbet."

....

Bu yıl yıllıkta öykülere yer verilmediği için gökten üç öykü düşemeyecek. Ama yayıncı, yıllığa öykü almama konusunda "ısrarlı" olmasına karşın, Kemal Gündüzalp'in okudukları arasında kişisel olarak en sevdiği çeviri öyküyle ilgili isteğini kabul etmiş. Vsevolod Mihayloviç Garşin'in "Dört Gün" adlı öyküsü kitaba girebilmiş. Kemal Gündüzalp öyküyü Rusça'dan çeviren Belkıs Korkmaz'ı kutluyor. Savaş karşıtlığının öyküde çok net olduğunu, savaşın ancak bu kadar ('güzel' sözcüğü yakışmaz diye) olağanüstü "iyi" anlatılabileceğini söylüyor. Savaş vahşetinin akıl almaz boyutlara çıkabildiği bir dönemde yazılan bu yazı da Garşin'in öyküsünden kısa bir alıntıyla bitiyor.

"Rüzgâr sürekli yön değiştiriyor, kah serin, temiz hava üflüyordu üstüme, kah leş gibi kokuya boğuyordu beni. Komşum o gün her türlü tarifin ötesinde korkunç bir hal almıştı. Bir keresinde ona bakmak için gözümü açınca dehşete düştüm. Yüzü yoktu artık. Kemiklerinden sıyrılmıştı. Bir zamanlar elimde defalarca kafatası tutmuş olmama ve incelemek için kafaları bütünüyle hazırlamama rağmen kemiklerin dehşet verici sürekli gülümsemesi bana o zamana kadar hiç gelmediği kadar iğrenç ve korkunç göründü. Parlak düğmeli üniformasıyla bu iskelet beni ürpertti. 'Bu savaş," diye düşündüm, 'işte onun resmi.' "


1. Kemal Gündüzalp, 2013 Öykü Yıllığı "Öykü Yağmuru - 2", NotaBene Yayınları, 2014, http://www.notabeneyayinlari.com/tur_detay.php?id=136, https://notabene.com.tr/ana-sayfa/121-2013-oeykue-yilligi-oeykue-yagmuru-2-tuekendi.html

2. Mehmet Arat, Gezi yılının son günü, http://blog.milliyet.com.tr/gezi-yilinin-son-gunu/Blog/?BlogNo=442827



5. Kemal Gündüzalp, "Öykü Yağmuru" 2012 Öykü Yıllığı, Dünyanın Öyküsü Yayınları, 2013.

6. Mehmet Arat, 21. Yüzyılın Yükselen Sesi: Öykü (2012 Öykü Yıllığı Üzerine), http://www.sanatlog.com/sanat/21-yuzyilin-yukselen-sesi-oyku-2012-oyku-yilligi-uzerine/, https://bilimsanati.blogspot.com/2019/03/21yuzyln-yukselen-sesi-oyku-2012-oyku.html

7. Dil Dernegi, Türkçe Sözlük Ara-Bul, http://www.dildernegi.org.tr/TR,274/turkce-sozluk-ara-bul.html